3 Mart 2010 Çarşamba

birra peroni

iki gündür pek bir güzel geçiyor günlerimiz. dedim paylaşmak lazım sevinçleri. heyecanla anlatmayı bekledim, zamanı geldi, işte geldim, buradayım. okulumuz başladı. yani zaten başlamıştı da biz de okula başladık. iki gündür sabah 8.45'lerde derslere koşuyoruz. neyse günleri ayrı ayrı anlatayım. dün sabah kalktık çıktık sınıf bulacağız diye erkenden okula gittik. bu arada yurtla okul aynı bahçenin içinde gibi bir şey bilkentin yurtlarından daha yakın fakültelere. koskocaman bir amfi, gittik en arkanın bir önüne oturduk. sıralar çok eğlenceli herkes üstüne bir şey kazımış. ilk dersimiz mikro ekonomi(microeconomia) idi. hoca yazık slayt hazırlamış ama sınıfta tepe göz var mecbur asetattan anlatıyor adamcağız dersi. gayet basit bir şekilde, calculus'ten bildiğimiz şeylere ekonomi ile alakalı isimler vererek anlatmaya başladı. zevkle dinledik ve de anladığımızı fark ettikçe daha da bir mutlu olduk. hoca da sevimli bir insandı. sonra o ders 10.15te bitince, 10.30 daki, reklam şirketlerinin işletmesi ve yönetimi (economia e gestione delle imprese commerciali) dersine gittik. fakat kendisi 3. sınıf seçmeli dersi olduğundan ve ziyadesiyle sözel bir ders olduğundan, sınıfının 10 kişilik olduğunu görünce boyumuzdan büyük işlere kalkışmamaya karar verdik ve başka bir derse girelim dedik. mikro ekonomi dersinden çıkanların hepsinin gittiği bir ders olduğunu keşfettik ve oraya gitmeye karar verdik. özel şirketle(diritto privato) dersine girecektik ki amfide yer kalmamıştı ve ayakta dinlemek zorundaydık, fikir ilgimizi çekmedi çıktık dersten. yurda gelip eşyalarımızı bıraktık, fulya fotoğraf makinesini aldı ve geri çıkıp merkeze yürüdük. havanın güzel olmasını fırsat bilip merkezdeki market coop'tan sandviç ve kola alarak meydandaki, fontana maggiore'nin arkasındaki merdivenlere gittik. bu sırada ben meydanı, merdivenlerde sürekli birileri olmasını, meydanda başlayan caddeden yürüyen insanları, ortalıkta sürekli kocaman köpekler olmasını inanılmaz sevdiğime karar verdim. yemeğimizi yiyip dolaşmaya çıktık, bir sürü fotoğraf çektik. o sırada küçük tezgahlarda el yapımı şeyler satan insanların birinden italya bayrağı renklerinde bileklik aldık. sonra arkadaşlarımıza göndermek ve kendimize saklamak için kartpostallar aldık. hava gerçekten çok güzel olduğu için sokaklarda dondurma yiyen insanlar vardı ve doğal olarak bizim de canımız dondurma çekti. sağda solda o saatlerde(13.30-15.30 arası Ferie zamanı) açık dondurmacı aradık. dondurmacı ararken farkında olmadan ırkçılık konulu bir eylemin ortasında kaldık. şehirdeki yabancı öğrenciler ve diğer göçmenler haklarını savunmak, italyanlarla aynı muameleyi görmek için eylem yapıyorlardı. manzara klasik eylem manzarasıydı; megafonlar, pankartlar, sloganlar. tek fark her şeyin sorunsuz ve medeni bir şekilde ilerlemesiydi. eylemin arasından sıyrılmayı başardığımız sırada günlerdir önünden geçip durduğumuz ve içeri bakmayı etmediğimiz yerin baya başarılı bir dondurmacı olduğunu keşfettik. hemen içeri girip dondurmalarımızı aldık. pek şahanelerdi. kaldırımları boyayan - boyayan derken çocuk portre çiziyor- çocuğu izleyerek dondurmalarımızı yedik. biraz daha dolandıktan sonra saat 6 daki marketing dersine gimek üzere okula döndük. hoca inanılmaz hızlı konuştuğu için (nefesi yetmiyodu kadının cümleyi bitirmeye) pek bir şey anlayamadan, başımız şişmiş vaziyette oturduk sınıfta. ardından yemeğe gittik ve yemekhane (mensa) çıkışı yağmura yakalandık. yemekhaneden yurda dönene kadar bir şemsiyenin altına sığmayı başaramadık ve o yağmurun altında bir de gülme krizine tutulduk. sağ salim yurt odalarımıza varıp akşamki rutinimize uyduk, bilgisayar başına geçtik. sonra bu sabah yine aynı saatte kalkmak üzere uyuduk. bugün de sabah 8.45 te mikro ekonomi dersine gittik. ardından koşa koşa diritto privato dersine gittik ve amfinin güneş almayan güzel bir yerinde yer kaptık. dersi dinlerken fark ettik ki ders italyan anayasası üzerinden anlatılan bir parça sıkıcı bir ders. biz bu dersin yerine yenisini buluruz dedik hoca ara verdiği sırada kaçtık. otomatta bir önceki gün gördüğümüz güzel sandviçlerden aldık ve merkeze gittik. canımızın inanılmaz bira çektiğini fark edip, hayatımızın birası peroni'den almak üzere coop a gittik. 0.33lük teneke gözümüzü doyurmadığı için 0.66lık şişelerden birer tane kapıp çıktık. sevgili merdivenlerimize oturduk ve afiyetle yemeğimizi yedik, sohbet ettik, insanları seyrettik, güldük ve eğlendik. ardından kalkıp koşa koşa umumi tuvalete (bagno publici) koştuk. ancak uslanmadığımızdan, ve öğle vakti bira içmek pek hoşumuza gittiğinden coop a girip 0.33 lük tenekelerden kaptık birer tane ve merdivenlerimize geri döndük. belki hafif çakırkeyf olur geyik yapar güleriz derken laf nasıl olduysa ciddi konulara geldi oturduk, hayattan ve insanlardan konuştuk uzun uzun. sonra muhtemelen okul gezisiyle gelmiş olan ve serbest zamanlarında merdivende öğle yemeği yemekte olan 15-16 yaşlarındaki gençleri izledik. pek eğleniyorlardı. biz de onlarla eğlendik. sonra sahiplerinin gezdirdiği kocaman köpeklere baktık. köpeklerimizi özlediğimizi fark ettik. kalktık şöyle bir yürüdük ve dondurma aldık. dondurmlarımız bitince yurda döndük. eşyalarımızı toplayıp çamaşır yıkamaya gittik. biraz dolandıktan sonra yurda en yakın olan Lava&Lava 'da yıkamaya karar verdik. biraz çekinsek ve korksak da başta sonuç olarak attık çamaşırları makinelere yıkadık. kurutma makinesine atınca da koşa koşa yurdun yakınındaki coop'a gittik ve odalarımıza meyve, yoğurt ve su aldık. ağır poşetlerimizle çamaşırhaneye döndük ve çamaşırlarımızı toplayıp yurdumuza geldik. duş ve yemek sonrasında burada tanıştığımız türk kızlardan biri olan eda'nın odasına gittik. biraz sohbet edip, hafta sonu assisi ve pisa'ya gitme kararı aldık mutlu olduk odalarımıza geldik.

birkaç gözlem:

bu çamaşırhane işi baya iyi iş. 4 tane 6 kiloluk (€ 3.00), 2 tane 8 kiloluk (€ 4.00), 2 tane 16 kiloluk çamaşır makinesi (€ 6.00), 3 tane 24 kiloluk kurutma makinesi var. bir tane de deterjan otomatı var. paranı atıp otomattan kullanmak istediğin cins (toz-sıvı-yumuşatıcı vb.) deterjanı alıyorsun (€ 1.00). boş makinenin içine boşaltıyorsun çamaşırı atıyorsun, yıkama programını seçiyorsun, parayı makineye atıp kapağını da kapattın mı oturup beklemekten başka işin yok. yıkanması bitince de aynı sistemle (tabi ki deterjansız) kurutma makinesine atıp bekliyorsun. her şey otomatik. sabah 8 de otomatik olarak açılıyor kapılar ve makineler ve akşam 10 da otomatik olarak kapanıyor. gün içinde kaç kişi gelip yıkıyor bilinmez ama bizim gittiğimiz saatte 16 kiloluklar hariç bütün makineler doluydu, beklemek zorunda kaldık. baya mantıklı yani böyle bir iş, ha ama türkiyede tutmaz o ayrı.

Peroni gerçekten çok güzel bir bira, karar verdik her gün olsa her gün içeriz. special thanks to Berk Ertürk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder