yazılacak bir sürü şey var belki ama ben yazmaya üşendim geçtiğimiz günlerde, affola. hatta şimdi de pek üşeniyorum ancak yapacak işim yok bari dedim boş oturmayayım. yeni gelişmelerden bahsedeyim. kayıp oda arkadaşım lee geldi. kendisi ufak tefek, sevimli, çinli bir kız. gelir gelmez odayı toplayıp temizledi. düşündüğüm kadar korkunç derecede düzensiz bir kız değilmiş, mutlu oldum. gayet paylaşımcı, yardımcı, sakin bir kız. mesela portakal almış, az önce istediğin zaman alabilirsin sormadan dedi bana. bir iki sıkıntı var tabi, mesela sürekli yeşil çay yapıyor ve oda korkunç kokuyor, ama havalandırıyorum geçiyor. akşamları çok erken yattığı için sabahları da çok erken kalkıyor ve ses yapıp uyandırıyor, ama iyi bir şey bir yerde böylece çok uyumuyorum. (anlaşılacağı üzere tam anlamıyla bir polyannayım.) geçtiğimiz günlerde pek bir şey yapmadık, kayda değer. perşembe gecesi gabriele bizi il dollaro diye bir pub a götürdü. güzel ve nispeten ucuz bir yerdi, içki seçeneği gayet boldu sevdik. berk in şiddetle önerdiği peroniden içtik ve ilk defa bir birayı bu kadar beğendim. şiddetle tavsiye edilir. ertesi gün için de gabriele bizi dışarı çıkaracağını söylemişti fakat son dakikada bizi ektiği için ne yapacağımızı şaşırdık. o sırada bana durup durup enteresan bir vurguyla selam veren -"ciao" diyen- çocuk ve iki arkadaşı kapıyı çalıp erasmus partisi olduğunu söylediler. bilmiyorum cevabı alınca da kızdılar, erasmus öğrencileri olduğumuzu hatta daha yeni geldiğimizi nasıl bilmediğimizi söyleyip kızdılar, bunun üstüne biz de başka bir programımızın olabileceğini ama gelebilirsek geleceğimizi söyledik. sonra da gabrielenin kesin olarak gelmeyeceğini öğrenince partiye gitmek üzere hazırlandık. yalnız sonradan farkettik ki çocukların bahsettiği parti bir sonraki akşamdı. fulyanın odasında iki kız, giyinmiş, süslenmiş oturduk, bisküvi yedik, bir nevi gün yaptık. aşk-ı memnu misali grand tuvalet oturuyorduk ki gabrielenin daha önce tanıştığımız arkadaşlarını armaya karar verdik. önce federico'yu aradık ki ingilizce konuşabilelim gerilmeyelim diye fakat federico'nun sınavı varmış çıkmayacakmış. bunun üstüne luca'yı aramak gerektiğine karar verdik, ne de olsa o kadar giyinmiştik odada oturulmazdı. ancak lucayla italyanca konuşulması gerektiğinden ikimiz de aramak istemiyorduk. federico'yu ben aradığım için topu fulyaya attım o da aramak istemedi. bir süre bununla vakit kaybettik ve sonunda aklıma mesaj atmak geldi. mesaj attık luca ya fakat kendisi bizi iplemedi. bunun üstüne bir gün önce gabriele'nin bizi götürdüğü pub a gitmeye karar verdik. taksiye atlayıp gittik. çok kalabalık olduğu için biraz bekledik ama iki kişi olmamızın şansına çabucak yer bulup oturduk. bu sefer bira içmeyip pub'ın zengin içki menüsünden faydalanalım dedik. carribean dream isimli bir frozen aldım, fulya da ismini hatırlamadığım bir frozen aldı. ardından shot alalım dedik, shotlara baktık dimitri isimli shot dikkatimizi çekti, vodka elma ve ananas suyu. ondan söyledik birer tane. fakat bize ikişer shot bardağı geldi, biri sek vodka biri de elma ananas suyu karışımı. doğal olarak shot yapmaya korktuk, kız başımıza çıkmışız zaten dışarı, sarhoş olmanın lüzumu yok dedik, sakin sakin bir yudum vodkadan bir yudum öbüründen şeklinde devam ettik. sonra canımız odaya dönmek istemediği için birer daha frozen alamaya karar verdik ben bu sefer jamaican dream aldım, fulya da genius aldı. benim aldığım şey de güzeldi fulyanınki mükemmeldi. sonra da taksimizi çağırdık ve saat 2.30 civarında yurda döndük. cumartesi günü ne sevgili oda arkadaşımın sabah 9.30 da odadaki lavaboda, elinde çamaşır yıkayıp onları tele asmaya çalışmasıyla uyandım. uyur uyanık vaziyette 11.30 a kadar devam ettirdiğim uykum kızın en sonunda kapıyı çarparak odaya girmesiyle son buldu. o saatte uyanıp bilgisayarın başına geçtim ve saatlerce hiçbir şey yapmadan, arada merlin ve gossip girl izleyerek zaman öldürdüm. bari kitap okuyayım diye yatağa uzandığım sırada uyuyakalmışım. akşam saat 5te uyandım ve yine bilgisayarın başına geçtim. bütün bir günü odada geçirmenin bunaltısıya çıldırmak üzereyken fulya ve eda ile yurdun yemekhanesine (mensa) gittik. yemekhanenin yemekleri güzel ve ucuz. koca bir tabak makarna bir salata ve bir meyve yi 2 euro ya yedim ve tıka basa doydum. ardındna odaya dönüp hazırlandık ve gabrielenin bizi almasını bekledik. başta partiye gidecektik çünkü bize 9-12 arası olduğunu söylemişlerdi fakat sonradan öğrendiğimize göre saat 12 de yurdun birinci katında yapılacaktı. bir süre karar veremedik partide mi kalacağımıza yoksa gabrieleyle diskoya mı gideceğimize ama sonrasında gabrieleyle gitmeye karar verdik. gittik, dans ettik, gözlem yaptık, ve yine kruvasan yiyip gece 3te geri döndük.
birkaç gözlem:
apaçi her yerde apaçi. italyanı türkü farketmiyor. bir video var hani, meşrutiyet caddesinde bir üst geçitte apaçi genç dans ediyor, aynen o şekilde giyinmiş ve dans eden en az 8 kişi gösterebilirdim diskoda.
her yerde öyle midir bilemiyorum ama bizim gittiğimiz diskoda saat 2 den sonra alkol satışı yoktu.
disko tadında yerlere girmek için yaş sınırı yok. dün fulyayla resmen kendimizi kart hissettik. "aa kadınlara bak" diye gayet parmakla gösterilebilirdik, ki muhtemelen de gösterildik. en çok 14-16 yaşları arasında insan vardı. ayrıca buda gençlik çok fena. herkesin elinde sigara, herkes bir çıplaklık ve sevişme meraklısı. bizzat şahit oldum, uzaktan gözlerine birilerini kestirip, "hadi arabana/arabama gidelim" diyip anlaşıp gidiyorlar.
italyanlar genel olarak araç gereçleri nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. araba giderken normal frene basmak yerine el frenini çekmeyi tercih ediyorlar ve arabayı viteste bırakıyorlar. ayrıca cep telefonunu kullanırken normal bir şekilde kulaklarına götürmekten hoşlanmıyorlar. kulaklık takıp, kulaklığı kulaklarına bastırıp, mikrofonu ağızlarına tutarak konuşuyorlar (halbuki ben kulaklık eller serbest kalsın diye yapılmış sanıyordum)ya da hoparlör açıp kulaklarına dayayıp konuşuyorlar.
gözlemlerimiz devam edecek bizden ayrılmayın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder