arada sırada yazmak lazım tabi. hayır işin kötü yanı artık yazmaya üşeniyorum. artık her şeyi yapmaya üşeniyorum. hiç hoş değil. bu durumu değiştirmek lazım. tam da bu sebeple bugün sabahın köründeki dersime gittim bir gazla fakat bilmediğim bir sebepten ötürü bugün okulda hiçbir ders yokmuş, in cin top oynamaktaydı. neyse şimdi havadisler.
geçtiğimiz günlerde anlatılası ilginç olay olarak bir tek siena gezimiz var. anlatayım. bir gece önceden o bar senin bu bar benim gezip, eğlendiğimizden ötürü, uyumamaya karar verip sabah 7 deki otobüsü bekledik. sabah 7 de koşa koşa otobüse gittik ve daha otobüs hareket etmeden uyumaya başladık. saat 9 da siena ya vardığımızda ben lenslerim gözüme yapıştığı için gözlerimi açamıyordum. yol boyu hiç susmayan, rüyalarımda fon müziği(!) olarak sesini ezberlediğim sevgili rehberimiz bizi otobüsten indiğimiz yerin biraz ötesinde bir kiliseye götürdü. orada bizi bırakacağını, saat 6 da otobüsten indiğimiz yerde buluşacağımızı, o zamana kadar serbest olduğumuzu söyledi. perugia dan daha küçük bir yer olan siena için gerçekten çok uzun bir süre. gidip ana meydanı gördük saatler boyu orada oturduk. sonra katedral(duomo) görelim diye, katedrale yürüdük, canımız müzeye girmek istemedi, eda ve ispanyol arkadaşını müzede bırakıp dolanmaya çıktık. biraz daha dolandıktan sonra edalarla buluştuk ve edanın tavsiyesi üzerine müzeye girmeye karar verdik. toplam 6 tane müze için 5 euro verip tek bilet aldık. müzelerin birinde bir kulenin tepesine çıkıp manzara seyrettik. fulyayı bir kat aşağıda bırakıp en tepeye çıktım, manzara muhteşemdi ama dönüşüm de muhteşem oldu. düz dururken omuzlarımın sığamayacağı genişlikte, her basamak bileğimden dizime kadar yükseklikte, döner merdivenden aşağıya bakmadan inmek pek kolay olmadığından ben de her adımımı kontrol ederek dolayısı ile aşağıya bakarak indim. aşağı indiğimde dizlerim ve ellerim titremekte, başım da inanılmaz derecede dönmekteydi. çeşitli müzeleri gezip sıkıldıktan sonra tekrar merkeze gitmeye karar verdik. yolda giderken gözümüze kestirdiğimiz sandviçleri yemek üzere bir yere girdik. sandviçlerimizi beklerken gözümüz televizyona takıldı. kadın programı tadındaki bir programda bir travesti hayat hikayesini anlatıyordu. konuşmasında bir gariplik vardı, dikkatle dinledim sonra dönüp fulyaya "yahu türk gibi konuşuyor italyancayı" dedim. cümlemi bitirdiğim anda alt yazıda "Efe Bal: ..." metnini gördük. meğer bu efe bal isimli travesti kardeşimiz hakikaten türkmüş. italyada kadın programında türk travestiyle karşılaşmış olmanın ve benim onun türk olduğunu konuşmasından çıkarmamın şaşkınlığıyla sandviçlerimizi bitirip tekrar yola koyulduk. merkezde güneşli bir yer bulup oturduk. insanları seyredip, fotoğraf çekip gülerken, meydandaki herkes bir anda alkışlamaya başladı. kafamızı çevirince kilisede evlenmek üzere birilerinin geldiğini fark ettik, biz de alkışladık ve fotoğraf çektik. sonra düşüncelere daldık, biz orada hayatımızın herhangi bir gününü yaşarken birileri için o gün hayatlarındaki en önemli günlerden biriydi. bunları düşünüp etrafa bakarken yanımızda birilerinin türkçe konultuğunu fark ettik ve kulak kabarttık. beraber fotoğraf çektirmek istiyorlar kime soracaklarını bilemiyorlardı. "biz çekelim mi?" diye en sevimli halimle sordum, bir gülüşmeler, "ahahah ay ne tesadüf"ler, "öğrenci misiniz?" falan filan derken fotoğraflarını çektik ve kendilerine veda edip oturmaya devam ettik. yaklaşık bir yarım saat sonra arkadan sinsice yaklaşan türk kadınla aramızda şu konuşma geçti:
- şey siz burada mı öğrencisiniz?
- yok,perugia dayız biz, gezmeye geldik sienaya.
- okuduğunuz yer yakın mı buraya?
- yakın yani iki saat uzaklıkta.
- biz de bu yeni geldik buraya normalde bolonyada kalıyoruz. türk hava yolları yeni sefer koydu bolonyaya biz de deneyelim dedik ilk seferle biz geldik ahaha işte sabah pisa ya gittik pisadan geliyoruz. pisa güzel bir yer ama bolonyada görcek hiçbir şey yok. ben de size şeyi soracaktım, hani yemek yenecek güzel bir restoran var mı buralarda diye hani akşam yemeği için?
- haa, bilmiyoruz ne yazık ki.
- eh öyle mi biz de hani burada öğrenciyseniz biliyorsunuzdur diye şeyettik, eheh, işte benim kızım da bu sene St. Joseph'i bitiricek işte fransaya gitmeyi planlıyor üniversite için de böyle yurt dışında okuyan öğrenciler görünce bir yakınlık hissediyoruz ehehe, bu arada isterseniz bizimle kahve içebilirsiniz.
- aa çok sağolun ama bizim otobüsümüz kalkacak birazdan, teşekkür ederiz.
klasik türk davranışı; yurt dışında türk mü gördün hemen hayat hikayesini öğren ve sidik yarıştır. sinir olduk, dalga geçtik, güldük, eğlendik ve otobüse koştuk. daha otobüs hareket etmeden uyuduk ve gözlerimizi perugia da açtık. ve içimizde, mutlu, sıcak bir şeyler hissettik, yuvamıza dönmüş gibi sanki...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder