başlıktan da anlaşılacağı üzere, odamdaki süt bozulmuş, kahvaltımı mısır gevreğine elma suyu dökerek yaptım. gavur ellerde öğrencilik hayatı yaratıcılığımı geliştirip damak zevkimin sınırlarını esnetti. şimdi çikolatamı yerken yazıyorum, mutluyum. ne zamandır aklımdaydı yazmak zaten ama dün berk de artık neden yazmadığımı sorunca, kendimi fazla özletmişim bunu fark ettim. birkaç günlük maceralarımı anlatınca neden yazamadığımı anlayacaksınız. şimdi haberler:
perşembe günü fulya böbreğinin ağrıdığını söyleyip duruyordu, sürekli maruz kaldığımız soğuktandır diye düşünüp önemsememiştik. akşam yemeğinde ağrıların coştuğunu fark ettiğimizden sabah fulyayı uyandırmamayı tercih ettim. yazıktı, yatsın uyusundu. kalktım dil kursuna gittim. fulya olmadığından, ve diğer yunan kız marianina da olmadığından, yunan anna ile oturdum. pek şeker bir kız. kurs çıkışında beraber yürüdük, ve daha sonra beraber öğlen yemeği yemek üzere anlaştık. yurda döndüm fulyayı aradım telefonu hala kapalıydı. biraz daha yatsın bari olmadı odaya çıkarım dedim. saat 2 ye doğru fulya uyandı, yanına çıktım, yazık meğer yatakta öylece yatıyormuş, ağrısı çok fazlaydı, yataktan çıkmamasına karar verdik. bu sırada annayla öğle yemeğini de iptal etmek zorunda kaldık. akşamın daha sonraki vakitlerinde fulyanın ağrısı geçmeyince annemi aradım durumu anlatıp ne yapmak lazım diye sordum, annem bana antibiyotik ismi verdi. gabriele ye sordum eczane bulur muyuz diye, bulsanız da doktor reçetesi olmadan ilaç vermezler asla dedi. biz de doktora gitmeye karar verdik. gabriele bizi aldı, hastaneye götürdü. 4 saat hastenede muayene ve tetkik sonuçlarını bekledik, ve 4 saatin sonunda geceyi hastanede geçireceğimizi anladık. fulyanın ve benim gece ihtiyaç duyabileceğimiz şeyleri almak üzere yurda döndük, gabriele ile ve eşyaları toplayıp fulyanın yanına döndük. fulyanın hayatında hastanede geçireceği ilk gece olması ve bu gecenin italyada, iletişim kurma zorlukları içerisinde olması ikimizi de germişti zaten gabriele gittikten sonra kabus başladı. fulyanın çok fazla ağrısı ve ateşi olduğundan, uyuyamıyor, sürekli inliyordu. onun ateşi çıktıkça hemşire gelip kan alıyor, zaten iğnelerden rahatsız olan fulya daha çok rahatsız oluyordu. sabaha kadar, iki sandalyeyi birleştirip, onar dakikalık kısa uykularla toplam 1 saat civarında uyudum. fulya da muhtemelen gece boyunca 8 kere falan uyandı. ertesi sabah fulyayı muayeneye götürdük tekrar, sıkıntısının ne olduğundan emin olmak isteyen doktorlar, farklı farklı doktorlara danışıp yaptıkları tetkikleri tekrardan yapıyorlardı. bu sırada biz de neler olduğundan habersiz, gözlerimizde soru işaretleri birbirimize ve doktorlara bakıyorduk. sonunda fulyanın ciddi bir böbrek enfeksiyonu olduğuna karar verildi ve 2 gece daha orada kalacağı söylendi. benim bir gece daha kalmamın fulyaya da yarardan çok zararı dokunacağından, ve muhtemelen ben de hastalanacağımdan, burada tanıştığımız türk edanın teklif ettiği yardımı kabul ettik ve eda fulyanın yanına giderken ben yurda döndüm. duş yapıp, yemek, yiyip uyudum. ertesi sabah uyanır uyanmaz hastaneye, eda ile nöbet değişmeye gittim. o sırada fulyanın odasındaki çok yaşlı teyzeyi taburcu ettikleri ve başka bir odada bir boş yatak olması itibariyle fulyanın odasını değiştirmişlerdi. hastanede üçüncü gün minicik bir ateş dışında sıkıntısız geçti. her dakika antibiyotik ve serum takmıyorlardı bu sebeple fulya rahat hareket edebiliyor ve kendini "HASTA" şeklinde görmüyordu. odadaki diğer hastanın yanında refakatçi olarak kalan, eşi olduğunu tahmin ettiğimiz, adam bana acıyıp, hastanenin refakatçiler için bulundurduğu şezlong tadındaki açılır-kapanır sadalyelerden getirmişti. hastalığın iyileşmesi ve yardım sever adam sayesinde gece kesintisiz 5 saat uyuduk. ertesi gün fulyayı hastaneden çıkarmalarını bekliyorduk fakat doktorlar tedbirli davranmak istediklerini o gece de ateşi çıkmazsa ancak hastaneden çıkarabileceklerini söylediler. bunun üstüne fulya gece kalmama gerek olmadığını iyi olduğunu belirtince ben de otobüse atladım yurda döndüm. edaya akşam yemeğine beraber gitmeyi teklif ettim. daha sonradan bir senedir burda olan murat da aramıza katıldı. muratla beraber, afgan omaid ve önceden tanıştığım türk esra da aramıza katıldı. bu arada murat james isimli arkadaşıyla tanıştırdı. james, italyada fransız tarihi okuyan bir ingiliz (kime söylesem ayaklı fıkra yorumu yaptı). onlarla berbaer eğlencleli bol sohbetli bir akşam yemeği yedik ve odalarımıza döndük. onlar akşam dışarı çıkacaklardı fakat çok yorgun olduğum için bir dahaki sefere dedim ve odamda oturdum. bugün de günlerin yorgunluğu sebebiyle muhtemelen saat 3.30 a kadar uyudum. 3.30da fulyanın kapımı çalmasıyla uyandım. artık hayatlarımıza kaldığımız yerden devam edebileceğiz diye umuyorum.
not:
haftasonu assisi'ye gidip Cats müzikalini izleyecektik doğal olarak iptal oldu.
kuzenim fransada, haftasonu onla buluşmaya paris e gideceğim.
kredi kartım yarın ödeniyor, perşembe ya da cuma günü fotoğraf makinamı alacağım! yaşasınnn!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder