22 Mart 2010 Pazartesi

sabah/akşam




şu an hakikaten sabahın körü ve ben dersim 8.15 diye düşünüp hareket ettiğim ve dersim aslında 8.45te olduğu için bu saatte blog yazıyorum(aslına bakılırsa gece de uyumadım, berkle konuştum). hakkında yazacağım bol bol madde olduğundan yetişir mi bilemiyor ve hızlıcana, fakat detay atlamadan, anlatmaya başlıyorum. çarşamba günü st. patrick's day olduğundan, ve ortalığın cümbüşlü olacağını tahmin ettiğimden, james, esra va ekürisine dışarı çıkmayı teklif ettim, fikrimi eğlenceli buldular ve dışarı çıktık. james in magdalena isimli polonyali bir arkadaşıyla daha tanıştık. önce mania isimli bardan biralarımızı alıp sokakta içtik. ben bu sırada insanların kafasında görüp istediğim fakat sonradan bittiğini öğrendiğim st. patrick's day şapkalarından birini götürmenin yollarını düşünüyordum, bulamadım. daha sonra biraz daha eğleniriz düşüncesiyle civardaki irish publara gidelim dedik. fakat günün anlam ve önemi itibariyle her yer ağzına kadar doluydu biz de bunun üzerine dans etmek üzere merlin e gittik. (Bu noktada kelimeler birbirine karıştığından dolayı yazmayı bıraktım, ve masamın üstünde uyuyakaldım. Baktım uyuyorum bu halde derse gidilmez dedim yatağıma yattım mışıl mışıl uyudum. şimdi akşam oldu ve ben yazmaya devam ediyorum.)merlin de kalabalık yüzünden dans edecek yer bulamayınca masaların üzerine çıkıp dans ettik. çok eğlendim. ardından merlinden sıkılınca ve bir kısım insan acıkınca dedik dışarı çıkalım. erkekler kebap yemek istediler biz de kenar köşe kebapçılarından birine doğru yola çıktık. mekanın önünde kebapları beklerken şarkılar söyleyip dans ettik ve eğlendik. kebap sefası sonrası murat yorgun olduğundan, fulya da hastaneden yeni çıktığından yurda dönmeye karar verdiler. biz (esra, omaid, james, ben) domus isimli gece kulübüne gittik. magda'da bedava giriş olduğundan onunla kapıda buluşup içeri girdik. içeride rock'n'roll çalıyordu, ilk defa italyanca rock'n'roll dinledim ve dans edip çok eğlendim. ardından saatin geç olduğunu fark edip evlere dağıldık. perşembe ve cuma günleri akılda kalıcı günler değilmiş demek ki, zira ne yaptığımızı pek hatırlamıyorum, buradan odada oturduğumuzu çıkarabiliriz.

daha önceki bir yazımda hafta sonu kuzenimin yanına parise gideceğimi söylemiştim, ama daha sonra biletlere bakınca baya bir pahalıya patlayacağını fark ettik ve vazgeçtik. bunun üzerine gidip gezecek yer bakıyorduk ki, liseden samimi arkadaşım olan ve bir seneliğine milano da erasmus öğrencisi olan irem, perugia ya gelmek istediğini uygun bir vakit söylememi isteyince atla gel dedim. cumartesi günü öğlen 13.10da perugia ya geldi ve eğlenceli hafta sonumuz böylece başlamış oldu. iremle tren garında buluştuktan sonra centro'ya gittik birazcık dolandık. irem in eşyalarını bırakmaya ve birazcık dinlenmeye yurda döndük. irem birazcık dinlendikten sonra fulya'yla da beraber centro ya yemek yemeğe gittik. her zaman gittiğimiz pizzacıda pizza yedikten sonra, yemek yemeği seven 3 obur kız olarak dayanamadık ve dondurma yemeğe gittik. ellerimizde dondurmalarımız merkezdeki parka gittik, sakin oluyor diye fakat her taraf 13-16 yaş arası genç kaynıyordu düşündüğümüz kadar sakin sakin yiyemedik dondurmalarımızı. merkezde biraz daha dolandıktan, hiç görmediğimiz sokaklara girip bir sürü fotoğraf çektikten sonra yurda dönmeye karar vermiştik ki yolumuzun üstünde akordeon çalan bir adam olduğunu fark ettik önce fotoğrafını çekip önüne para atıp yürümeye devam etmiştik ki adamın bizi çok mutlu ettiğini fark edip yakınlarda bir yerlere oturup adamı dinlemeye başladık. yarım saate yakın süre oturduktan sonra yurda döndük. fulyanın yeni gelen kettle'ı ile su kaynatıp mutlu mutlu çaylarımızı içtik. daha sonra üstümüzü değişip her zamanki mekanımız dollaro'ya gittik. kocaman güzel hamburgerler yiyip karnımızı doyurduk. ben birayı biraz fazla kaçırıp çakırkeyf takıldığımdan fazlasıyla eğlendim. ardından kısa süreliğine de olsa gabriele bize katıldı. daha sonra yurdumuza döndük. ertesi gün karnımızın açlığıyla uyanıp iremle merkeze kahvaltı yapmaya gittik. merkezdeki illy kahveleri yapan yere gidip mükemmel croissant sandviçler yiyip, cappucino larımızı içtik. sonra afişini gördüğümüz contemporary tango gösterisinin biletlerini almak üzere tiyatroya gittik. biletlerimizi de aldıktan sonra universita per stranieri'nin önünde fulyayla buluşup monteluce taraflarındaki kilise açık mı diye bakmaya gittik. pazar öğleden sonra olduğu için tabi ki kapalıydı. ardından iremi merkez ve via filosofi arasını bağlayan kalemsi görünümdeki alt geçide götürdük. geçitte dolaşırken akdeniz pazarı (mercato mediterraneo)kurulduğunu fark edip oraya yöneldik. bir tezgahta muhteşem trüf mantarı sosları deneyip mest olduk. ardından elimizdeki eşyaları bırakmak için yurda döndük. akşam yemeğimizi türk sever dostumuz vittorio'nun yeri mammaré de yedik. hiç beklemediğimiz şekilde patlıcan ve peynirle yapılmış muhteşem bir yiyecek bulduk, ve sebze bulmanın sevinciyle yemeğimize saldırdık. gerçekten geldiğimizden beri yediğimiz belki de en güzel şeydi ve inanılmaz mutlu etti. daha sonra tiyatroya girmeden önce günlük dondurma dozumuzu almaya karar verip grom isimli dondurmacıya gittik. başta ben çok kararlıydım ama sonunda yine dayanamadım ve muhteşem kremamsı karamelli dondurmayı mideme indirdim. daha sonra tiyatroya girdik. tiyatronun mimari yapısı sebebiyle sahnenin yarısını göremediğimiz bir yerimiz olmasına rağmen (öğrenciyiz malum en ucuz biletleri aldık) muhteşem bir gösteri izledik. mest olmuş ve dansa susamış vaziyette tiyatrodan çıktık. ardından sürekli görüp durduğum ve içini merak ettiğim shamrock isimli irish pub'a girmeye karar verdik. içerisi mükemmeldi. berk'i oraya götüremezsem gerçekten çok üzüleceğime karar verdim. irish coffee lerimizi içip sohbet ettikten sonra yurdumuza doğru yola çıktık. irem hemencecik uyudu ben de sevgilimle sohbet ettim, her zamanki gibi bilgisayar başından kalkıp uyumaya gidemediğimizden sabah 6.30 a kadar oturup sohbet ettik. ve ben sabah derse gitmek üzere hazırlandıktan sonra uyuya kaldığım için gidemedim. öğlen 2 de zavallı iremin acıkmış olması sonucu uyanıp kahvaltı etmeye merkeze gittik. ismi orta çağ anlamına gelen sevimli bir bara (bu arada italyanca bar demek bizim bildiğimiz cafe demek) gittik ve güzel sandviçler yiyerek karnımızı doyurduk. biraz dolandıktan sonra alışveriş yapmak üzere yurt yakınlarındaki coop a gittik. biz yurt alışverişimizi yaparken irem de kendine yolluk yiyecekler aldı. daha sonra tren garına, iremi yolcu etmeye gittik. garda irem, tren saatlerine yanlış baktığını ve binmesi gereken treni kaçırdığını fark etti. bilet gişesindeki kadından başka bir tren için biletini değiştirmesini istedi kadın da kendisinin bulamayacağını, iremin tren saatlerine bakıp hangi treni istediğini söylemesi gerektiğini söyledi. bunun üzerine gidip başka tren baktık ve tekrar sıraya girdik. fakat biz sırada beklerken iremin elindeki biletin saati geçtiği için değiştirme yapmayı reddettiler ve kızcağız ekstradan bir 40 euro ödeyerek yeni biletlerini almak zorunda kaldı. kocaman sarıldık birbirimize ve bir dahaki sefere milano da görüşmek üzere iremi yolcu ettik. fulyayla yemeğimizi yine iki kişi olarak yedik ve odalarımıza geldik. şimdi internetten önümüzdeki haftalarda yapmayı planladığımız geziler için tren bileti bakacağım.

not:

hafta sonu siena'ya gidiyoruz. bundan sonra hiç perugia da oturmak yok, her hafta başka bir yeri gezeceğiz. umarım.

sırasıyla fotoğraflar:

1. shamrock
2. contemporary tango
3. akoredoncu adam

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder