13 saatlik yolculuğun ardından dün odamıza geldik ve yatağa yapıştık. bu sebeple hemen yazamadım. şimdiye kadarki deneyimlerimi ve gözlemlerimi yazabilirim artık.
dün (15.02.2010) türkiye saatiyle saat 06.10 da münih'e doğru yola çıktık. münihe vardığımızda yerel saate göre saat 10.55teki roma uçağımızı beklerken biraz duty free gezdik. herşey pek bir pahalıydı. biraz rötarla beraber yerel saate göre saat 1e doğru romaya vardık. uzunca bir süre bavullarımızı bekledik. ilk bavul benimkiydi ve ve ciddi şekilde hasar görmüştü. ayaklarından biri ve bir köşesi kırılmıştı, gövdesini baştan sona ikiye bölen ciddi bir çatlak vardı. neyse ki diğer bavullarda bir sıkıntı yoktu. bavullarımızı aldık ve perugia ya gelebilceğimiz bir vasıta aramaya başladık. bir sürü insana sormaya çabaladık, italyanca sormaktan korktuk ama onlar da ingilizce bilmiyordu. neyse sonunda sulga isimli otobüsümüz geldi ve önce romanın merkezine ordan da perugia ya doğru üç buçuk saatlik bir yolculuğa başladık. otele vardığımızda saat buraya göre 18.30 idi. akşam yemeğimizi yedik ve internete girdik heyecanla. fakat toshiba sağolsun laptopların fişleri prize uyumlu değildi ve hiç bir adaptöre de uymadı. biz de bir panikle bilgisayarları kapatmak zorunda kaldık.
bugün sabah 9 da kalkıp kahvaltıya indik, ama kahvaltılık olarak yiyecek pek bir şey bulamadık, neyse ki mısır gevreği vardı. sonra odaya dönüp hazırlandık ve saat 10.30 daki shuttle ile şehir merkezine gittik. otelden aldığımız garip harita yardımıyla bir yerlere gideceğimizi düşünerek yürümeye başladık. bilmediğimiz sokaklarda amaçsızca yürüdük. sağımıza solumuza bakarken çeşitli eczaneler (farmacia) ve supermarketler (supermercato) gördük. bu sırada kendi fakültemizin de önünden geçtik. büyük, güzel, 4 katlı bir bina. şöyle bir 40 adım sonrasında da kalıcağımız yurdu bulduk. pek sevindik. sonra rastgele yürümeye devam ettik. gördüğümüz her sevimli şeyin de fotoğrafını çektik. o kadar yürümenin ardından doğal olarak karnımız acıktı ve saat 12 gibi "mammaré" isimli küçük büfemsi bir yere girdik. bu yerlere genelde pizzeria deniyor, dilim pizza ve lazanya (lasagna) satıyolar. tam italyanca konuşmaya cebelleşirken adam ingilizce bilip bilmediğimizi sordu resmen rahatlayarak "yesssssss!" diye cevap verdik. ve bitmek bilmeyen muhabbetimiz başladı. önce nereli olduğumuzu sordu, söyleyince de türkiyeyi ve türkleri çok sevdiğini, birkaç kere istanbula geldiğini ve aşık olduğunu söyledi. berselonada ekonomi okumuş ama ekonomistlerin dünya üstündeki en zararlı insanlar olduğunu düşündüğü için yemek işiyle ilgileniyormuş. normalde barselonada yaşıyormuş. içinde bulunduğumuz pizzeria da kardeşi ve kendisine aitmiş. istanbulda da bir tane açmayı planlıyorlarmış. daha sonra istanbula yerleşecekmiş. istanbulda raşit isimli bir arkadaşı varmış ve bu konuda ona yardımcı oluyormuş. hatta mayısta bir aylığına ona kalmaya gelecekmiş. kısacası adamın hayatıyla ilgili önemli boyutta bilgilere sahip olduktan sonra, istersek bize yardımcı olabileceğini, o türkiyedeyken türklerin kendisine çok iyi ve dostça davrandığını, çok yardım ettiğini bu borcu ödemenin kendisi için büyük bir zevk olacağını söyleyerek telefon numarasını verdi. bir sıkıntımız olursa aramamızı söyledi. kendisinden şehrin ana meydanına (piazza maggiore) nasıl ulaşacağımızı öğrenip teşekkür ettik ve ordan ayrıldık. daha sonra şehir merkezine yürüdük ve italyada kullanacağımız sim kartları ve oturma izni çıkarırken kullanacağımız pulları (marca da bollo) satın aldık. sonra şehir merkezi ve çevresinde amaçsızca yürümeye devam ettik. önce bir kitapçı bulduk ve kolay olabilecek italyanca kitap bulmak amacıyla içeri daldık. fulya bana şu anda okumakta olduğum, berkin bana verdiği, portakal kız kitabının italyancasını (la ragazza delle arance , jostein gaarder) gösterdi, ben de hemen aldım. fulya da "l'amore è un dio" diye bir kitap aldı. sonra tam kasaya giderken geri dönüşümlü kağıtlardan sevimli defterler bulduk. ve ben yanımda getirdiğim defterin kuçuk geleceğine karar verip daha büyük bir defter aldım. sonra ordan çıktık ve dolaşırken body shop gördük tam oraya yönelmişken umumi tuvalet (bagni publici) bulduk ve mutlulukla tuvalete yöneldik, tam tuvalete giderken orada kurulan bir pazar olduğunu gördük. tuvalet çıkışı pazara daldık. pek sevimli deri çantalar vardı. fulya bir tane küçük deri çanta aldı. ordan çıktık ve dolaşırken 20 euro ya bot satan bir dükkana girdik tam çıkarken türkçe konuşutğumuzu duyan dükkandaki diğer iki kız "merhabaaa" nidalarıyla yanımıza geldiler. abla kerdeşmişler ve 4 aydır burdalarmış. biraz sohbet ettik ama biz biraz huzursuz hissettiğimizden, itiraf ediyoruz azcık kaçtık kızlardan. gerçi birkaç yararlı bilgi vermediklerini söylersek yalan olur. mesela dilim pizza normalde 1 euro dan daha ucuz yada tam 1 euro oluyormuş bir de civardaki en iyi süpermarket "coop" muş. biz de söz dinledik gittik cooptan alışveriş yaptık. akşam yemekleri otelde çok pahalı (€25.00) olduğu için atıştırmalık birşeyler aldık. etimek tadında kızarmış ekmek, grissini, cheddar ve krem peynir aldık. acıkınca atıştırırız dedik. sonra yine shuttle ile otele dönmek üzere yabancılar üniversitesinin oraya gittik. orda bir kafede oturduk ve capppucino içtik. içimi çok yumuşaktı ama diğer yerlerdekine göre daha çok kahve aroması hissediliyordu. sonra da shuttle ımız geldi ve otelimize geldik. oteldeki akşam yemeğinde bütün bir menüyü yeme zorunluluğunda değilmişiz o yüzden gittik bi tabak makarna yedik mutlu olduk ve odamıza döndük kendimizi internetin kollarına attık.
birkaç gözlem:
otelimiz sözde şehir merkezine(il centro) yakın fakat yürüyerek ulaşılması ziyadesiyle zor bir yerde. ormanın içinden yamuk yumuk bir yoldan gitmek gerekiyor. şehir merkezine saat başı shuttle kalkıyor otelden ve on dakikada yabancılar üniversitesinin (universita per stranieri) önünde olunuyor. yine de merkezi sayılabilir.
şehir ve insanları:
şehir çok eski. çok sanatsal ve tarihi binalar da var eskiliklten sıvası dökülmüş binalarda. anlaşılan ciddi yağış alan bir şehir, her taraf yeşil ve bir çok sokakta taşların üstü yosun kaplamış ayrıca iki gündür yapmur yağıyor ve hava çok soğuk. ayrıca sandığımızdan daha büyük bir şehir, google bizi yanlış yönlendirmiş, biz bütün şehir merdiven ve yokuştan oluşuyor sanıyorduk ama basbaya asfalt ya da arnavut kaldırımı yollar mevcut ve vızır vızır araba geçiyor her yerden. ama her yer gerçekten yokuş. ayrıca şehir pahalı. belli başlı bir ya da iki mağaza dışında herşey türkiyede çok daha ucuz. gerçi body shop ciddi indirimdeydi (ben bir parfümü 7 euroya aldım, fulya da bir kremi 10 euroya aldı). çeşitli kebapçı dükkanları gördük. hiçbiri türk değildi. biri kürttü, biri pakistanlıya benziyordu, biri de kapalıydı ama döner ve hotdog satıyodu. büyük meydanda (piazza maggiore) bir sürü şemsiye satan insan vardı. çoğu koyu tenli ve bozuk italyancalı, pakistanlı benzeri insanlar ve açıkcası biraz rahatsız ediciler. bir anda suratına doğru "l'omberllo?" diye atlayıp almayınca da peşine takılıyorlar. her yerde bin çeşit milletten bizim yaşımızda insan var. kimse inanılmaz yakışıklı ya da güzel değil. ama herkes yüz hatlarıyla, giyim tarzıyla falan hoş. italyanlardan neredeyse kimse ingilizce bilmiyor. şimdiye kadar sadece mammaré 'deki vittorio ve otel resepsiyonistleri ile ingilizce konuştuk. onun dışındaki bütün satıcılarla tarzanca- italyanca karışımı bir dille konuştuk. ama akşama doğru kendimize güvenimiz geldi ve adam gibi cümle kurmaya başladık. güvenin de dışında bu insanlarla ingilizce konuştuğumuz sürece bizim ingilizcemiz bozulacak korkusuydu sanırım bizi italyanca konuşmaya sürükleyen.
yemekler:
herşey hamur. bugün yediklerimizn haddi hesabı yok. kesin obez olucaz. öğlen lazanya ve ev yapımı zeytinli ekmek yedik. öğleden sonra dilim margarita pizza yedik sonra otele döndük bir tabak peynir dolgulu makarna yedik. 6 ayın sonunda şehir merkezindeki bir yokuşun başında ayağımız taşa takılcak ve aşağı kadar yuvarlanacağız muhtemelen...
önümüzdeki günlerde yeni entry'lerle yeni deneyimlerimizi paylaşacağım. şimdi fotoğraf yüklemeli ve çeşitli broşür ve fişleri defterime yapıştırmalıyım.
not: yaşasın max fm in internetten yayın yapması:)
sırasıyla fotoğraflar:
1. merdivenli bir cadde
2. piazza maggiore
3. merdivenli sokak
4. köprü sokak
5. mammaré
5. merdivenli bir başka cadde
dilhan'la italyaya doğru:D yerim seni len!=*
YanıtlaSil