21 Şubat 2010 Pazar

kruvasan

haftasonu atraksiyonlarımızı anlatmak uzere tekrar karşınızdayım. cuma günü gündüz yaşadığımız travmatik olaylar (bkz. böğüren amcalar vb) sonrasında sevgili arkadaşımız gabriele bizi dışarı çıkarma kararı aldı. oteldeki akşam yemeğimiz sonrasında 3 arkadaşıyla beraber bizi almaya geldi. arkadaşlardan biri daha önceden tanıştığımız stefano idi. yeni gençlerden biri luca, barmen diğeri federico, inşaat mühendisliği master öğrencisi. neyse atladık arabalara önce little prince isimli bir pub a gittik. enteresan bir yerdi, masadan çok okul sırasına benzeyen tahta masaları ve garip müzikleri vardı. orda bir şeyler içip geceye çeşitli yerlerde devam etme kararı aldık. bu sırada stefano bizi ekti ve başka arkadaşlarıyla gitti. little prince'ten çıkınca önce bizi şehir merkezinde, erasmus öğrencilerinin takıldığı merlin isimli bi yere götürdürler. bodrumdaki kule nin berbat bir taklidi gibiydi. içerisi fazlasıyla aydınlıktı ve müzikler ciddi şekilde kötüydü. insanlar da baya enteresandı. mesela sarı uzun saçlı, kısa boylu, orta yaşlı bir adam vardı ve çocuğun birine yanaşmaya uğraşıyordu. adamın tavırları cidden çirkindi. herkes aç kurtlar gibi bakınıyordu etrafa ve pek hoşlanmadık mekandan. çıkıp başka bir yere gidelim dedik. oraya giriş için davetiye tadında bir şey bulmak gerekiyormuş gabriele onu ayarlarken biz de luca ve federicoyla italyanca sohbet etmeye çabaladık. düşündüğümüz kadar başarısız çıkmadık. sonra domus (yuva) denen mekana gitmek için arabalara atladık. her yeri dönüp dolaşıp park yeri aradık. federico biraz ağır kanlı olduğundan boş olan yerleri bizden sonra gören insanlar kaptılar. neyse sonunda bir yer bulduk be domus a girebildik. içerisi ciddi şekilde boştu sadece bir köşede kalabalık bir siyah grup vardı. bira içmeyi önerdim, mekanın çok pahalı olduğunu merkezde sokakta içilebilecek bir yer olduğunu söylediler. oraya gittik. biralarımızı aldık sokakta yürüye yürüye içiyorduk, dedik domus a doğru gidelim. ama gittiğimizde oradaki siyahlardan biri kavga çıkarmıştı. güvenlik görevlileri falan onları toparlamaya çalışıyordu. sonra kavga işi sinir bozucu olmaya başlayınca biz de oralarda bir yerlerde eski bi binanın önüne gidip sohbet ettik. luca ve federico bize bazı italyanca kelimeler ve cümleler söylediler biz de türkçe karşılıklarını söyledik. "burun" (nosa) kelimesiyle çok eğlendiler. ama iş cümlelere gelince türkçe nin çok zor olduğuna karar verdiler. sohbet ederken elinde sarılmış otla garip bir adam geldi, bizle konuşmaya çabalayınca rahatsız olup uzaklaştık. domus a girecektik ama kavga hala sürdüğü için dağılmaya karar verdik. cuma gecemiz bu şekilde, saat 2 de bitti.

dün de öğleden sonra 2.30 a kadar uyuduk. kalkıp bir şeyler atıştırıp 4.30daki shuttle ile merkeze indik. benim bavullarımdan biri kırıldığı ve fulyanın da bavula sığması çok sıkıntılı olduğundan gidip pazardan 20 euroya çok güzel iki bavul aldık. gündüz televizyonda muhteşem bir pizza reklamı görmüştük, onun aşkına gidip kocaman bir pizza yedik. çıktık otele geldik. sonra gabriele bizi almaya geldi. beraber yoğurt yemeye gittik. adamlar dondurma yer gibi yoğurt yiyorlar. baya bildiğimiz süzme yoğurdu mc donalds dondurması gibi yapıp üstüne çeşitli meyve ya da çikolata soslarından döküyolar. baya da güzel oluyor.neyse ondan sonra diskoya gitme kararı aldığımız ve disko da gece yarısından sonra açılacağı için ne yapsak ne yapsak dedik ve gabriele bizigezdirmeye karar verdi. önce citte della domenica("pazar gününün şehri") dedikleri yere gittik. çocuklar ve aileler için yapılmış bir park. bahar ve yaz aylarında açık olan büyük bir hayvanat bahçesi var içinde. bu aylarda kapalı olduğu için tek eğlencesi kapalı alandaki atari salonu. şu kepçeyi kontrol ederek oyuncak almaya çalıştığın makinede bir sürü para harcadım. zaten hiç başarılı olamamıştım onlarda, olay mekanda değilmiş benim beceriksizliğimmiş diyip devam ettik. pek eğlenceliydi orası. atari oynayıp eğlendim çocuk gibi. daha sonra yine Umbria bölgesinde, perugia'ya yakın bi şehir olan Assisi ye gittik. arabayla 20 dakika. çok güzel bir şehir. fazlasıyla düzenli. bütün binalar aynı hizada. sokaklar dümdüz. gabrielenin rehberliği sırasında anlattıklarını aktarıyorum. assisi hıristiyanlık için önemli bir şehir. her yerde kiliseler ve katedraller var. aziz francis'in şehirden ve insanlardan uzaklaşıp, tepesine çıkıp dua ettiği dağa çıktık biz de arabayla. en tepesine olmasa da yükseklerde bi yere çıktık. balkon gibi bir yer yapmışlar, oradan manzaraya baktık. muhteşem bir görüntüydü. bir yanda dağın karanlık, büyük ve sakin hali bir yandan küçük ve hareketli ışıklarıyla ayaklarının altındaki şehir. muhteşem bir histi, inanılmaz huzurlu, sakin ve mutlu. sonra ordan çıkıp huzur ve sakinlikten en uzak yere gittik. diskonun kapısındaki kızları görünce yıldırım çarpmışa döndük. kıyafetler inanılmaz. kimse giyinmemiş. herkes çıplak gelmiş resmen. her yer dekolde sırf et görüyosun. gabrieleye sorduk ya bunlar bu havada böyle giyiniyorsa yazın ne giyiyorlar dedik. hiçbir şey dedi. meğer yazın diskonun içinde kızların büyük çoğunluğu sadece bikini altı giyiyormuş. hııııı dedik. sustuk. içerisi eğlenceli sayılabilirdi inanılmaz kalabalık olmasaydı. biz kendi halimizde dans ederken bi ara gabriele kayboldu. sonra bi baktık "welcome to the jungle" çalıyor. ardından dj italyanca "bu şarkı dilhan ve fulya için" demesin mi?! pek heyecanlı pek hoş idi efendim. disko çıkışında taze kruvasan yedik çikolatalı pek muhteşemdi. sonra da yattık uyuduk. bu sabah kalkıp kahvaltı ettik ve geri yattık. akşamın şu saati oldu (21.15) hala daha odadan çıkmadık. ben çıldırma belirtileri göstermeye başladım bile.

tespitler:

pazar günü kayıp gün


adamlar çalışmıyorlar ya. pazar günü diye bugün otelde akşam yemeği yok. aç kaldık. zaten bütün gün odaya tıkılmışız pazar bugün her taraf kapalı diye, yemeğe inelim dedik pazar akşamları yemek çıkmıyormuş efendim. biz de pizza söyledik, heyecanla bekliyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder