sonunda yurt odama yerleştim. internet bağlantım olmaması dışında hiç bir sorunum yok. notepad kullanarak yazdığım bu entry'i internet bağlantısına kavuştuğum anda yayınlayacağım. yani siz bu entry'i okurken ben çok uzaklarda olacağım. eğer fotoğraf makinem bozulmuş olmasaydı odanın benim tarafının ve sevgili(!) kayıp oda arkadaşıma ait olan kısmının fotoğraflarını koyacaktım. belki fulya'nın makinasını kullanabilirim, evet. Artık maceralarımı anlatacağım.
dün sabahtan kalktık ve 2 aydır ders yüzü görmemiş insanlar olarak dil kursuna gittik. mayısa kadar haftada iki gün (çarşamba ve cuma) devam edeceğimiz pek sevgili bir kurs. kaç kişiyiz saymaya üşendim ama sınıfta, fulya ve benden başka, 1 yunan kız (Marianina), 1 belçikalı kız (Huller), 3 brezilyalı kız (Ionara, Tatiara, Mariana), 2 ispanyol kız (Sara, carla), 2 alman kız (birinin adını hatırlamıyorum, diğeri Katarina), 1 alman erkek (Kristoff) ve 1 avusturyalı kız (isimsiz) var. herkes sıcakkanlı ve konuşup insan tanımaya meraklı, insanları sevdim en çok da yunan kızla brezilyalı kızları. bol sohbetli geçeceğe benziyor. sabah otelden taksiye binip gittiğimiz sevgili dil kursumuz meğer otele yürüyerek 5 dakikaymış, bu durumu kurs çıkışı otele yürüyerek dönmek isteyince, acı bir şekilde öğrendik. otelde eşyalarımızı topladık, koca koca bavullarımızı kapattık ve taksi çağırdık. birer büyük ve birer de küçük bavul yüklenip yurda geldik. eşyalarımızı koyup geride kalan 2 bavulu almak üzere otele dönecektik ki odaların anahtarlarını kopyalatmamız gerektiğini hatırladık ve civarda mutlaka vardır diye düşünerek yürümeye başladık. bir süre sonra kaybolduğumuzu fark edince ben sivri zekamı kullanıp merkezi gösteren okların yönünde ilerlemeye başladım. zavallı fulya da peşimden geldi. bütün şehri dolaştık ve merkeze ulaşamadık. en sonunda pestilimiz çıkmış vaziyette tanıdık bir meydana ulaşınca oradan taksiye binip otele gittik. şoföre bizi beklemesini söyledik, bavulları almak için koşa koşa odaya çıktık. türkiyeden gelirken bavullarımdan biri kırıldığı için yeni bavul almıştım ve eskisini atacaktım. taşıması zor olmasın diye eşyaları bölüp götürürüm kırık bavulu da yurtta atarım diye düşünüyordum. geride bıraktığım bavul da kırık bavuldu. tam odadan çıkarken beni yarı yolda bırakarak açılan ve daha sonra da kapanmayan sevgili kırık bavulu, odada bulduğum devasa bir poşete sokup yan yatırdım ve sürükleyerek aşağı indirdim. fakat poşet yolda parçalandığı için bavulu kucaklamak zorunda kaldım. takside giderken sağa sola çarpıp iyice yamulan sevgili bavulu yurdun bitmek bilmeyen merdivenlerinden odama ulaştırmaya çalışırken ileride bel ve boyun fıtığı yaşamayı da garantilemiş oldum. neyse odama geldim ve kaç saat sürdüğünü bilmediğim bir yerleşme sürecine başladım. oda arkadaşım olacak, henüz tanışmadığım çinli kızın eşyaları her tarafa saçılmış vaziyetteyken benim tarafım minik sevimli ve tanıyan kimse inanmayacak ama çok düzenli. odamın benim tarafını çok sevdim. tam yerleşmem bitmişti ki fulya geldi. ardından da birkaç gün önce tanıtşığımız eda. bütün akşamı odada sohbet ederek geçirdik. sonra acıkmaya başlayınca eda sağolsun odasındaki yiyeceklerle bizi doyurdu. saat geç olup da herkesler odasına gidince, hayatımda ilk defa olmak üzere tamamen yalnız kaldım. hiç tanımadığım insanların arasında bilmediğim bir yerde olduğum için gerildiğimi itiraf etsem de, yalnız kalmayı sevdiğimi bir kez daha fark ettim. sonra bu sabah saat 7.45 te uyandım ve planladığımız üzere otele gitmek amacıyla hazırlandım. fulyayı da uyandırmaya çalıştımsa da kendisi uyurken telefonunu kapattığı için uyandıramadm. hazırlanıp odadan çıktım ve fulyanın odasına gittim. tahmin ettiğim üzere fulya hala uyumaktaydı ama hakkını yememek lazım 10 dakikada hazırlanıp çıktı. check out yapmak üzere otele doğru yola çıktık. yarım saatlik bir yürüyüşün ardından otele vardık ve önce bir güzel kahvaltımızı ettik ardından da odamıza çıkıp son bir defa odamız da duşa girdik, böylece erken çıktığımız için, bize refund vermeyen otelimizi de kendimizce cezalandırmış olduk. otele dönüp eşyalarımızı bıraktık. bu sırada internet bağlantısı için gerekli olan kabloyu istediğim direktör ve yardımcısı odayı kontrole geldi. odanın halini görüp kızın nerede olduğunu sordular, bilmediğimi kendisiyle hiç tanışmadığımı söyleyince de sinirlendiler. ortadakı dağınıklığa bakıp kendi aralarında konuşurlarken, iki gün önce bana vermiş oldukları çarşaf ve havlu kitini yatağın üstüne bıraktığımı fakat dün odaya girdiğimde bulamadığımı söyledim. "bu kız tam bir manyak" diyip bağırmaya başladılar ve kızı arayıp bulacaklarını odayı düzenlemesini söyleyeceklerini aksi halde kızı odadan çıkaracaklarını söylediler. kız gelene kadar onun kablosuyla internete bağlanabileceğimi daha sonr abana kablo vereceklerini söyleyip gittiler. ben de internete bağlanmaya çalıştım. fakat kız muhtemelen, gerçekten manyak olduğu için odadaki telefonun pillerini söküp gitmiş bu sebeple doğal olarak internete bağlanamadım. yapcak başka işimiz olmadığından fulyayla merkeze gitmeye karar verdik. kendime kocaman parlak pembe bir şemsiye aldım ve mutlu oldum. eğer gabriele söz verdiği üzere bizi şehir dışındaki outlete götürürse bugün temizlik malzemeleri ve odanın bilimum diğer ihtiyacını alacağım.
birkaç not:
fulyayla karar verdik, daha az para harcayacağız.
yazının içeriğinden de anlaşılacağı üzere burası biraz çağ dışı hala modemlerle, pilli telefonlarla uğraşıyoruz.
kaloriferi gece saat 12de kapatıyorlar.
kimsenin kimseden haberi yok, kim yurda gelmiş kim sevgilisiyle kalıyormuş falan kimse bilmiyor.
bu arada gittik ya da gittim dediğim her yere -aksi belirtilmemişse- yürüdük/m. döndüğümüzde bize naaptınız diye sorarsanız muhtemelen "kıç kası" diye cevap vericez hazırlıklı olun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder