27 Ağustos 2010 Cuma
mazoşist ben
şiirlerimi ve yazdığım diğer yazıları tekrar okuyunca bazı şeyler dikkatimi çekti. mesela acı çekmeden yazamıyormuşum. ve bu yüzden de yazdığım her şiir iç karartıcı. bana şimdi beni sorsalar, yaşamayı seven, zorluklarla karşılaşsa da mutlu olmayı becerebilen, arkadaş canlısı ve neşeli bir insan olarak tanımlarım kendimi. ama o şiirleri okuyunca eskiden ne kadar melankolik zamanlarım olduğunu gördüm. ve mazoşistliğime sinir oldum. her ne yaşarsanız yaşayın, hayat yine de yaşamaya değer ve güzel. neşelenin!!!
mendil
bir parça mendile anlattım dertlerimi
akıttım, arındım
bir parça mendile sildim göz yaşlarımı
şahidi oldu sıkıntılarımın
sımsıkı tuttum elimde
sırdaşıydı ruhumun
atmak istedim her şeyi
içimden dışarı, kendimden uzağa
yapamadım
aktı göz yaşlarım içime içime
artık işe yaramazdı
bir parça mendili çöpe attım az önce.
07/10/2009
akıttım, arındım
bir parça mendile sildim göz yaşlarımı
şahidi oldu sıkıntılarımın
sımsıkı tuttum elimde
sırdaşıydı ruhumun
atmak istedim her şeyi
içimden dışarı, kendimden uzağa
yapamadım
aktı göz yaşlarım içime içime
artık işe yaramazdı
bir parça mendili çöpe attım az önce.
07/10/2009
ulaşılmaz
usul usul ağladım az önce; başımı cama dayayıp insanları seyrederek ve her birinin tek tek sen olduğunu düşünerek ağladım. iki damla süzüldü gözlerimden, aramızdaki engelin, sana ulaşmama engel olan tek şeyin başımı dayadığım cam, saydam bir duvar olduğunu düşünerek ağladım. kendimi gördüm camda, hayallerimi yansıtıyorsa diye ta derinlerine baktım gözlerimin, seni aradım. ne sen ordaydın ne de silik bir yansıman vardı soğuk camda. ben, yalnızca ben vardım. baktım, görmeyi istedim, sen olduğumu düşledim. gördüm sandım, yanılmışım. az önce ağladım usul usul; bakar gibi yaptığın, bakıp da görmediğin gözlerimden süzüldü yaşlar. bilemezdin...
16/11/2008
16/11/2008
bir an
22 ocak 2008, 02:33. gün, ay, yıl, saat. zaman. bilinmeyen. dün, bugün, yarın. yaşanmış, yaşanmakta, yaşanacak. yaşamın üç evresi: geçmiş, şimdi, gelecek. doğum, olum, ölüm. her an kendi içinde barındırıyor bu üç evreyi. bir önceki anın yaşanmışlıklarının damakta kalan acı-tatlı tadı ve bir sonraki anın yaşanacaklarının belirsizliğini anlatan korkutucu derecede çekici kokusu... tüm bunların ortasında kaybolmuş bir şu an. her kayboluşta yeniden ortaya çıkan; parlayıp sönen, parlatıp söndüren bir şu an! doğarak ve ölerek oluşunu tamamlarken yarım bırakan; tezi, antitezi ve sentezi kendi içinde barındıran bir şu an, şimdi. geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin getireceği yeni pişmanlıkların korkusu arasında boğulan, çırpınan, çırpındıkça daha da çok batan bir şimdi. geçmişe özlem, geleceğe sitem; geçmişe dönüş, gelecekten kaçış; geçmişten kaçış, geleceğe yöneliş arasında sıkışmış, yok olmuş, silinmiş, kaybedilmiş bir şimdiki zaman, şu an, şimdi.
yaşanan her an, bambaşka bir yaşam aslında. işte bu yüzden tüm bu kaos. işte tam da bu yüzden zaman, yaşam denkleminde bir bilinmeyen, üstelik ölçülebilen! bilinmeyen; zaman; geçmiş, şimdi, gelecek; dün, bugün, yarın. gün, ay, yıl, saat. 22 ocak 2008, 02:33
yaşanan her an, bambaşka bir yaşam aslında. işte bu yüzden tüm bu kaos. işte tam da bu yüzden zaman, yaşam denkleminde bir bilinmeyen, üstelik ölçülebilen! bilinmeyen; zaman; geçmiş, şimdi, gelecek; dün, bugün, yarın. gün, ay, yıl, saat. 22 ocak 2008, 02:33
heves kursak ilişkisi
ve yine, yeni, yeniden ben... her gün bir yeni entry kampanyama hoş geldiniz. yapacak işiniz mi yok? o zaman bilgisayar karşısına geçin. duyamadım? internet ile ilgili yaşadığınız problemler sebebiyle MSN ve Facebook a giremiyor musunuz? o zaman sizin de yapacak başka işiniz yok, haydi blog yazın!
***
bugün sıkıntı dolu anlarıma yeni bir boyut katmaya, bir çılgınlık(!) edip koşmaya karar verdim. hem yararlı da olur diye düşünerek, giyindim -gecelikle oturuyordum, malum yapacak işim yok- ve koşu bandının üstüne çıktım. bir heyecanla çalıştırdım ve ısınmak için önce yavaş tempoyla yürümeye başladım. 2 dakikadır yürümekteydim ki sevgili koşu bandının o çok sevgili, ekranında E01 yanıp sönmeye ve koşu bandı periyodik olarak bip-biplemeye başladı. 1 numaralı error'un ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok ama o koşu bandı yaklaşık 2 senedir aynı hatayı verip duruyor her seferinde tamir ettirdiğimizi sanıyoruz fakat yanılmış oluyoruz. anlayacağınız üzere yine yapacak işim yok boş boş oturuyorum...
***
şiirlerimi temize çekeceğim, maksat iş olsun... hatta belki güzel olanlarını buraya da yazabilirim...
***
bugün sıkıntı dolu anlarıma yeni bir boyut katmaya, bir çılgınlık(!) edip koşmaya karar verdim. hem yararlı da olur diye düşünerek, giyindim -gecelikle oturuyordum, malum yapacak işim yok- ve koşu bandının üstüne çıktım. bir heyecanla çalıştırdım ve ısınmak için önce yavaş tempoyla yürümeye başladım. 2 dakikadır yürümekteydim ki sevgili koşu bandının o çok sevgili, ekranında E01 yanıp sönmeye ve koşu bandı periyodik olarak bip-biplemeye başladı. 1 numaralı error'un ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok ama o koşu bandı yaklaşık 2 senedir aynı hatayı verip duruyor her seferinde tamir ettirdiğimizi sanıyoruz fakat yanılmış oluyoruz. anlayacağınız üzere yine yapacak işim yok boş boş oturuyorum...
***
şiirlerimi temize çekeceğim, maksat iş olsun... hatta belki güzel olanlarını buraya da yazabilirim...
bıkkınlık
biri bana tatilden bıkacağımı söylese gülerdim kahkahalarla ama bıktım. sinirlerim bozuluyor resmen. sabah erken kalkayım da uykum düzene girsin diyorum, kalksam yapacak iş yok diye kalkmıyorum. sonra öğlen 1 de uyanınca sinir oluyorum kendime. ama hakikaten yapacak bir şey yok. o saatte dışarı çıksan ne yapacaksın, mecbur ev. e evde de televizyon ya da bilgisayar dışında uğraşacak bir şey yok. bütün gün ya televizyon ya bilgisayar başında... kaldı ki insanın sıkıntısını da gidermiyor bu meretler; onlar da tek düze, onlar da sıkıcı. bütün gün evde oturmak da insana kafayı yedirtiyor, akşam dışarı çıkıyorsun. her akşam her akşam o da bunaltıyor insanı. artık arkadaşlarının yüzünü görmekten bıkar hale geliyorsun... evde oturunca da surat bir karış, hem kendine hem ebeveynlere eziyet. okul başlasın ya da ben bir iş bulayım en kısa zamanda...
25 Ağustos 2010 Çarşamba
oryantasyon
bilenler bilir annemle arkadaş gibiyizdir, çok şey paylaşırız ama hakikaten paylaşırız yani sadece ben oturup anlatmam hayatımda olanları annem de anlatır. arkadaş problemlerimiz, hayat beklentilerimiz, ailevi sıkıntılarımız... akran gibi konuşur tavsiye veririz birbirimize. annem anlattıkça ve ben de yaşadıkça şunu anlıyorum ki ortam, yaş falan fark etmiyor; ikimiz de aşağı yukarı aynı sıkıntıları yaşıyoruz. ve ben biliyorum ki bu benzerlikler son 3 yılda, üniversite yaşamımla beraber fazlasıyla arttı. ve bu bana bir kez daha şunu düşündürdü, üniversite sadece bir öğretim kurumu değil aynı zamanda da -belki de en önemli- eğitim kurumu.
üniversiteye ilk girdiğimde liseden tanıdığım insanlarla beraber olmayı istememiştim. gerekçesi de belliydi; zaten kapalı bir topluluğun içinden gelip yine kapalı bir topluluk içine giriyordum ve hayat bu değildi. bu sebeple az çok tanıdığım bildiğim insanlardan uzaklaşıp kendime yeni çevreler edinmeye çabalamıştım. yaşayan bilir zorlukları vardır. kime güvenip güvenemeyeceğini bilemezsin, insanlar yüzüne gülüp arkandan konuşur, birine ulaşmak için seni kullanırlar, vesaire. bu sebeple üniversitenin özellikle ilk yılının insanı çok olgunlaştıracağına inanırdım. nitekim benden sonra üniversiteye giren bir çok arkadaşımla yaşadığım olaylar da bana bunu kanıtlamıştı. ancak ikinci sınıfta bambaşka bir şeyi daha keşfettim, insanları tanımak hiç kolay değildi ve tanıdım sanıp güvendiklerinin de seni yüz üstü bırakması sandığın kadar şaşılası bir şey değildi... üç senem bitti üniversitede, dördüncüsü başlamak üzere ve bu hala böyle devam ediyor, artık 3 yıldır tanıyorum dediğim insanlar yavaş yavaş birer yabancı oluyor.
üniversitede geçen bu üç senede öğrendiğim belli başlı şeyler var, paylaşmak istiyorum bunları:
1. bir insanı tanımak gerçekten zordur. günlerin, ayların, yılların beraber de geçse bildiğin insan sandığın insan değildir çoğunlukla...
2. herkesin arkadaşlık kavramı farklıdır. sen hayatımdaki en önemli şeydir arkadaş, arkadaş için fedakarlık yapılır, zor anında yanına koşulur, mutluluk paylaşılır, ve en önemlisi o arkadaşlığı korumak için zaman zaman kendinden vazgeçilir diye düşünürken, o arkadaşım dediğin insanın gözünde sadece zaman geçirmek için bir araçsındır bazen.
3. dost dediğin insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
sonuncu ve en önemlisi:
4. üniversite sadece iş hayatı için değil aynı zamanda hayatın kendisi ve insan ilişkileri için bir ön hazırlıktır.
üniversiteye ilk girdiğimde liseden tanıdığım insanlarla beraber olmayı istememiştim. gerekçesi de belliydi; zaten kapalı bir topluluğun içinden gelip yine kapalı bir topluluk içine giriyordum ve hayat bu değildi. bu sebeple az çok tanıdığım bildiğim insanlardan uzaklaşıp kendime yeni çevreler edinmeye çabalamıştım. yaşayan bilir zorlukları vardır. kime güvenip güvenemeyeceğini bilemezsin, insanlar yüzüne gülüp arkandan konuşur, birine ulaşmak için seni kullanırlar, vesaire. bu sebeple üniversitenin özellikle ilk yılının insanı çok olgunlaştıracağına inanırdım. nitekim benden sonra üniversiteye giren bir çok arkadaşımla yaşadığım olaylar da bana bunu kanıtlamıştı. ancak ikinci sınıfta bambaşka bir şeyi daha keşfettim, insanları tanımak hiç kolay değildi ve tanıdım sanıp güvendiklerinin de seni yüz üstü bırakması sandığın kadar şaşılası bir şey değildi... üç senem bitti üniversitede, dördüncüsü başlamak üzere ve bu hala böyle devam ediyor, artık 3 yıldır tanıyorum dediğim insanlar yavaş yavaş birer yabancı oluyor.
üniversitede geçen bu üç senede öğrendiğim belli başlı şeyler var, paylaşmak istiyorum bunları:
1. bir insanı tanımak gerçekten zordur. günlerin, ayların, yılların beraber de geçse bildiğin insan sandığın insan değildir çoğunlukla...
2. herkesin arkadaşlık kavramı farklıdır. sen hayatımdaki en önemli şeydir arkadaş, arkadaş için fedakarlık yapılır, zor anında yanına koşulur, mutluluk paylaşılır, ve en önemlisi o arkadaşlığı korumak için zaman zaman kendinden vazgeçilir diye düşünürken, o arkadaşım dediğin insanın gözünde sadece zaman geçirmek için bir araçsındır bazen.
3. dost dediğin insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
sonuncu ve en önemlisi:
4. üniversite sadece iş hayatı için değil aynı zamanda hayatın kendisi ve insan ilişkileri için bir ön hazırlıktır.
19 Ağustos 2010 Perşembe
işteee feeerahlık teeemizlik
odamı düzenliyorum. işe dolabımdan başladım, italyadan döner dönmez önce dolabımdaki kıyafetleri ayıkladım. artık giymeyeceğim kıyafetler dolabımdan dışarı çıkarıldı ve böylece elime gelip duran alakalı alakasız kıyafetlerden kurtulmuş oldum, düzenli ve nispeten boş bir dolaba sahip oldum. ardından sıra kütüphaneme geldi. bugün bütün ders kitaplarım, defterlerim, romanlarım, dvdlerim, fotoğraflarım, sakladığım bilimum şey ve pelüş oyuncaklarımı(evet hala bir sürü pelüş oyuncağım var ne olmuş yani) döktüm, ayıkladım ve silip yeniden yerleştirdim. yarın aynı işlemleri çalışma masam için yapacağım. herşey yeterince düzenli olduğunda da güzel fotoğraflarımı bastırıp duvarlarıma asacağım, italya hatıralarımı duvarlarda yaşamaya başlayacağım. bu fikri düşünmek beni mutlu ediyor.
***
her yeni başlayan şeyle beraber bir şeyleri değiştirme isteği uyanır benim içimde. bazen saçımı değiştiririm, bazen dövme yaptırırım, bazen odamı değiştiririm. bu sefer hepsini birden yaptım. hepsi de içimde bir ferahlık hissi uyandırıyor, hele odamı toparlayıp değiştirmek... bakalım bu sefer bu yeniliklerle beraber neler gelecek hayatıma...
***
her yeni başlayan şeyle beraber bir şeyleri değiştirme isteği uyanır benim içimde. bazen saçımı değiştiririm, bazen dövme yaptırırım, bazen odamı değiştiririm. bu sefer hepsini birden yaptım. hepsi de içimde bir ferahlık hissi uyandırıyor, hele odamı toparlayıp değiştirmek... bakalım bu sefer bu yeniliklerle beraber neler gelecek hayatıma...
I love me
i do love noone right now, so i thought why don't i love myself? i've been reading some types of motivational articles in a women's magazine and they all have a common theme "love yourself as you are". after i read, i don't know, five of them, i felt really gorgeus, because i am - in lots of different ways- better then all the other women saying that they love themselves, in addition to that i already love myself. please don't think that i am a megalomaniac, i just think that one cannot be happy about anything unless he/she is happy about himself/herself. yes i like myself and i am happy about myself but this does not mean that i don't have any flaws. everyone has flaws and everyone has something that he/she hates and wants to change but his/her life does not only depend on these flaws or whatever they are...
although i want to change lots of things about those; i like my appereance, i like my abilities, i like my life...
you should also try that, loving is easier than hating...
although i want to change lots of things about those; i like my appereance, i like my abilities, i like my life...
you should also try that, loving is easier than hating...
16 Ağustos 2010 Pazartesi
yaa yaa ye koko cambo
an itibariyle odamda bir kız uyuyor. evet o kız bize yatıya gelmiş olan ve ismini vermek istemeyen bir arkadaşım. hatta şu an uyandı, öksürdü ve geri yattı. halbuki ben döndüğümden beri bir birimizde kalamamıştık ve konuşacak tonla şeyimiz olması sebebiyle bilimum kafein içerikli içecek tüketerek uyumamaya şartlamıştım kendimi. fakat kendisi an itibariyle horulduyor. söyleyecek söz bulamadım daha fazla ve başka bir konuya zıpladım.
***
bugün kocaman bir grup halinde arkadaşlarla buluştuk. uzaktayken hissetmesem de özlemişim kendilerini. mutlu oldum. bütün gruba kocaman ve sıkı sıkı sarılasım geldi. sağlığım elverirse önümüzdeki günlerde farklı buluşmalar düzenleyip daha çok eğlenmeyi planlıyorum, artık kısmet...
***
artık sağlık problemi, hastane, acil servis ve ilaç görmek istemiyorum.
***
bugün kocaman bir grup halinde arkadaşlarla buluştuk. uzaktayken hissetmesem de özlemişim kendilerini. mutlu oldum. bütün gruba kocaman ve sıkı sıkı sarılasım geldi. sağlığım elverirse önümüzdeki günlerde farklı buluşmalar düzenleyip daha çok eğlenmeyi planlıyorum, artık kısmet...
***
artık sağlık problemi, hastane, acil servis ve ilaç görmek istemiyorum.
1 Ağustos 2010 Pazar
yaşamak
dün, şimdiye kadar yaşadığım en korkunç anları yaşadım. ölümden döndüm, ve hani derler ya "hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti" diye, doğruymuş. şimdiye kadar yaşadığım güzel anların hepsi, değer verdiğim insanlar kimi siyah beyaz kimi sepya, gözlerimin önünden geçtiler. ve ben o anda ölüm korkusuyla, anneme sarılıp "perugia" diye ağladım... şimdi aldığım her nefes bir şükran duygusu doğuruyor içimde, "ya hiç yaşamasaydım bunları" diye...
az önce yazdığım eski yazıları okudum da, 'bir erasmus öğrencisinin psikolojisi' ismi altında bu yazıları toplayıp bir kitap mı çıkarsam acaba diye düşündüm...
az önce yazdığım eski yazıları okudum da, 'bir erasmus öğrencisinin psikolojisi' ismi altında bu yazıları toplayıp bir kitap mı çıkarsam acaba diye düşündüm...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)