uzun süredir içimdeki sıkıntının bir parçası olan, aklımı kurcalayan bir konu vardı; annemle az önce bu konu üzerine konuştuk. hala kesin bir çözüm bulmuş değilim ama en azından içimdekileri dışarı vurmuş olmanın getirdiği bir rahatlık var şu an. sırasıyla anlatıyorum.
mutfakta annemle karşılıklı çay içerken anneme bir soru sordum; "Anne sen Avrupa Birliği hakkında ne düşünüyorsun? Yani demek istediğim sence bizi almalılar mı?" Annem de, AB'nin aslında bizi hiç bir zaman alacağını düşünmediğini söyledi. Ama Türkiye'nin AB'ye girmesini istediğini çünkü benim bu ülkede yaşayabilir olmamı istediğini söyledi. ben de kafamın bu konuda karışık olduğunu ama bazı şeylere çok umutsuz baktığımı söyledim. aldığım bunca eğitim ve birikimle, öğrendiğim diller, yaptığım sosyal etkinliklerle; bu kadar emekle, dizimi kırıp adamın tekinin ağzının içine bakarak yaşamayacağımı söyledim. ve bir süredir içimi kemiren konuya girdim.
geçtiğimiz bayram tatilinde teyzem, benim yurt dışında master yapmak ve çalışmak istediğimi öğrenip bu isteğimi -ona göre hevesimi- geçirmek amaçlı bir nutuk çekmişti. bu isteklerimin aslında toz pembe hayaller olduğunu, oraya giden kimsenin beklediği gibi bir iş imkanı ve mutluluğu yakalayamadığını, yalnız kaldığını, ve dönmek istediğinde de dönemediğini söylemişti. ona göre yıllar sonra ben dönmek istediğimde burada ailem ve arkadaşlarım adına hiçbir bağlantım kalmayacağını, dönsem bile kendimi buraya ait hissetmeyeceğimi ve aslında hiç bir yere ait olamayacağımı ve bu yüzden giden diğer insanlar gibi kaybolmuş hissedeceğimi, gitmemem gerektiğini savunmuştu. konuşmak istemediğimi söyleyip konuyu kapatmıştım ama o zamandan beri okulum bitince yapacaklarım konusunda kendime yeni -ve yerel- seçenekler de hazırlamaya uğraştım.
anneme bunları anlattığımda annemin teyzemle hemfikir olmadığını görüp birazcık rahatladım. annem, her zamanki gibi, olaylara dramatik ve romantik değil gerçekçi yorumlarda bulundu. uzun süredir yurt dışında yaşayan ve çalışan arkadaşları olduğundan gözlemleme fırsatı bulduğu, yabancı ülkelerde çalışan insanların yaşadığı bazı ciddi sıkıntılardan bahsetti. muhakkak ki bir şekilde ayrımcılığa maruz kalacağım durumlar olacağını düşündüğünü söyledi, belki koşullar benim için daha zor olacaktı yurt dışında, daha çok çabalamam ve boğuşmam gerekecekti ama Türkiye'deki durum bunu gerektiriyorsa tabi ki gidecektim. fakat bunun için sağlanması gereken çok çeşitli koşullar vardı, not ortalaması, burs, kişisel gelişim, vb.
şimdi bunları yazarken düşünüyorum da, ben zaten hiçbir yere ait değilim. şu an ülkemin olmamı istediği insan değilim, ve bu durum sürdüğü sürece zaten birileri sürekli ayağımı kaydırmaya, beni ortadan kaldırmaya, benim üstüme basmaya uğraşacak. şu an türk kimliğim sebebiyle Avrupa'da olduğum sürece, türk kimliğim sebebiyle onların istediği insan da olamayacağım ve hor görüleceğim. yanlış anlaşılmasın, asla utanmıyorum türk kimliğimin geçmişinden ama şimdimden ve geleceğimden şüpheliyim. ama bu noktada soruyorum kendime, acaba gerçekten de bir yere ait olmalı mıyım?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder