bu yazıyı yazmamak için günlerdir direniyorum, sanki yazmazsam gerçekten bitmiş olmayacakmış gibi ama sanırım gerçeklerle yüzleşmemin vakti geldi. bitti. geri döndüm. ankaradaki evimde bilmem kaç yıllık odamda oturup bu yazıyı yazıyorum. geldiğim şehir, tanıdığım insanlar aklımda, içimde bir ağırlık, boğazımda bir düğüm bu yazıyı yazıyorum. değişik bir psikoloji içerisindeyim, bipolar ya da manik depresif anlar yaşıyorum, arkadaşlarla ve aileyle konuşurken bir anda ağlamaya başlayıp sonra gülmeye başlıyorum. fotoğraflara bakıp anıları hatırlayıp gülümsüyorum, özledim diyip ağlıyorum... kapalı alanda çok fazla kalamıyorum, bunalmayayım diye kendimi sokağa atıyorum ama insanlar üstüme üstüme geliyor, bağırıp kaçmak istiyorum... sokakta türkçe konuşan insanlar duyunca irkiliyorum... garip, çok garip hisler içindeyim, her şey sanki hiç gitmemişim gibi ama ruhum burada değil, zamanın ortasında bir yerlerde kaybolmuş sanki... sanırım erasmus sonrası sendromun literatür tanımı böyle bir şey olsa gerek...
çok güzel bir rüyadan uyandım. çok güzel bir 5 ay geçirdim, herkes tatil yaptım diye düşünse de çok şey öğrendim. bambaşka bir insan olmadım belki ama değiştim. ne isteyip ne istemediğimi gördüm ve istediğime ulaşmak yolunda kararlı adımları atacak cesareti buldum içimde, gücü topladım. kendimi tanıdım, hiç keşfetmediğim yönlerimi gördüm, küçük pişmanlıklarım oldu evet ama dönüp baktığımda bu 5 ayı ve içindeki herkesi hep gülümseyerek hatırlayacağımı biliyorum. sadece 5 ay kaldım orada ama o 5 ay, öğrettikleri ve yaşattıkları açısından 5 yıllık ömrüme denkti. üzüldüğümü gören bir arkadaşım şöyle söyledi, "bir kere erasmus olan hep erasmus kalır." şimdi orada olmasam da burada, içimde sürdüreceğim erasmus hayatımı ve kim bilir belki bir gün zamanın bir yerlerinde tekrar buluşurum ruhumla...
viva la vita erasmus!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder