bugün perugia şehrindeki bütün manyaklar bizi buldu.
manyak no.1
parkta kendi halimizde oturmuşken karşı banka oturan amca nerelisiniz diye sormak suretiyle muhabbeti kurdu. konuşana kadar çok sevimli görünen yaşlı(60-70) bir amca olduğundan başta pek garipsememiştik. fakat amcanın soruları garipleşmeye başladı. amca ile aramızda geçen diyalog:
m1: manyak no.1, b: biz
m1: sizin ülkenizde evlenen kadınlar kırmızı giyiyormuş
b: yoo yok öyle bir şey.
m1: hımmm. sevgiliniz var mı?
b: yok
m1: sevişmek istediğiniz zaman napıyorsunuz?
b: öergh?!?!?!
m1: erkeklerden mi hoşlanıyorsunuz?
b: evet?!
m1: sevgiliniz yokken sevişmek için napıyosunuz?
b: hiç bir şey!
m1: mır mır mır seks mırmır sevişmek mır mır erkek...
b: bizim ülkemizde biz bunları böyle konuşmayız.
m1: e ne konuşuyosunuz? telefon faturası mı?
b: evet
m1: seks hakkında konuşmuyor musunuz? hiç?
b: hayır toplum içinde ve tanımadığımız insanlarla konuşmuyoruz.
m1: bakire misiniz ki? değilsiniz
b: iyi günler size...
bundan çıkarılacak ders: neymiş her zaman beyaz saçlı yaşlı amcalar sevimli insanlar olmayabilirmiş.
manyak no.2:
ev anahtarımızı çoğaltmak üzere anahtar kopyalayan bir yer ararken arkamızdan bir amcanın(bu sefer 40-50) seslendiğini duyduk. pek umursamamayı düşünüyorduk ki amca elindeki kağıdı ikimizin arasından kolunu uzatmak suretiyle gözümüze soktu. aramızda geçen konuşma:
m2: italyanca biliyor musunuz?
b: hayır
m2: hangi dili konuşuyorsunuz ingilizce?
b: azcık
m2: nerelisiniz?
b: türkiye
m2: aa türk lirası ne alemde ben türk lirası aldım çünkü kazançlı olur diye ama türk lirası sürekli aşağı yukarı oynuyor.
b: hımm evet.
m2: avrupa birliğine girecek misiniz sizce?
b: hayır
m2: ben biliyorum girmek de istemiyorsunuz
b: istemiyoruz
m2: çünkü o zaman enflasyon olcak değil mi?
b: aynı zamanda geleneksel değerlerimizi kaybedeceğiz
m2: ama bence 5 yıla gireceksiniz çünkü amerika istiyor.
b: hımm... hııı.
m2: öğrenci misiniz?
b: evet.
m2: ne okuyosrunuz?
b: mühendislik.
m2: zekisiniz o zaman. tıp ya da hukuk okusanız zeki olmanız gerekmezdi çalışsanız yeterdi ama mühendislikte zeka lazım anlamak için.
b: hıı evet.
m2: ne mühendisliği peki? inşaat mı elektronik mi?
b: endüstri
m2: o zaman daha çok iş seçeneği olur. mühendisler hemen iş buluyor. benim bir arkadaşım var mühendis hemen iş buldu. kim daha fazla parayı verirse ona gidiyor hem de, sürekli iş değiştiriyor.ne ,iş yapar endüstri mühendisi? hani şimdi inşaat mühendisi bina yapar biliyoruz siz ne yapıyorsunuz?
b: işte fabrikada üretimde falan çalışıyoruz.
m2: o zaman çok iş var italya da size bir sürü iş olanağı var bizim endüstrimiz çok iyi, türkiye de endüstri yok değil mi?
b: nası yani? var olmaz olur mu? hem de iyi bir endüstrisi var.
m2: iyi iş bulursunuz o zaman, çok para var mühendislikte. ee niye geldiniz buraya dil mi öğreneceksiniz?
b: evet.
m2: türkiye de öğrendiniz mi?
b: evet.
m2: bursla mı geldiniz?
b: hayır.
m2: ankaraya gidin orada italyan kültür var orada burs veriyorlar.
b: biliyoruz.
m2: siz şimdi sınava gireceksiniz. geçmiş zaman biliyor musunuz?
b: evet
m2: gelecek zaman?
b: evet.
m2: kondisyonel?
b: hayır.
m2: o zaman b1 belki
b: hımm...
m2: b2 olunca çok uzakta oluyor kursun yeri. eskiden lise vardı şimdi kapattılar ama sınıflarını yabancılar üniversitesine veriyorlar. geçen sene bir kadın vardı 50 yaşında sıcaklarda yürürken kalp krizi geçirdi, ambulans geldi, hastaneye kaldırdılar gitti kadının kalbi, ama ölmedi kadın. işte siz gençsiniz size böyle olmaz ama kilo verirsiniz. bir ay mı kalacaksınız?
b: evet.
m2: şimdi ne yapıyorsunuz?
b: işimiz var gitmemiz lazım.
m2: peki madem bir dahaki sefere görüşürüz.
b: KAAAAAAAAÇÇÇÇÇ!!!
buradan çıkarılacak ders: nasılsa bir şey bilmiyorlar diye Türküz dememek gerekiyormuş, o kadar kolay kurtulunamıyormuş.
29 Haziran 2010 Salı
24 Haziran 2010 Perşembe
doğum günüsüm
doğum günümde bir yazı yazmıştım , yayınladığımı sanıyordum fakat sevgili internetimin azizliğine uğramışım sanıyorum. o zaman ne yapmalı? tekrar yazmalı, buyrunuz:
Doğum günümdü bugün. Ve şimdiye kadar yaşadığım en anlamlı doğum günüydü. Uzakta yakında, bin çeşit milletten, bir sürü insan tebrik etti. Onun da dışında gerçekten benim için çok fazla anlam taşıyan hediyeler verdi bana insanlar. Hediye derken, yanlış anlaşılmasın, maddi şeyler değil gerçekten manevi değeri çok yüksek hediyeler aldım. İlk hediyem ailemden geldi, benim için en anlamlı hediye, 20. Doğum günümü burada, İtalya’da, çok sevdiğim ve ömrüm boyunca gülümseyerek hatırlayacağıma emin olduğum Perugia’da geçirdim, bundan daha güzel bir hediye olamazdı, teşekkür ederim annecim ve babacım. Uzaklardan Türkiye’den bir hediye geldi ikinci olarak. Hiç beklemediğim bir anda bir kutudan çıktı İrlandalı küçük bir kuzu, teşekkür ederim Berk. En yaratıcı hediyem de bübümden geldi, elleriyle kek yapmış bana, her aşamanın fotoğrafını çekmiş idylle albüm yapmış, bir de güzel mektup yazmış=) yeni yaşımın ilk saatlerinde kocaman gülümsememe sebep oldun bübü, teşekkür ederim. Bir başka güzel hediye de, 4yıl öncesinden geldi, güzel bir şiir, anlamlı bir yazı, küçük bir mesaj ile. Hatırlandığımı ve birileri için önemli olduğum hissettim bir kez daha, çok teşekkür ederim koala. Küçücük ama anlamlı bir başka hediye de buradaki Katalan arkadaşlarımdan geldi, onlar bu yazıyı okuyamasalar da, teşekkürü borç bilirim, küpelerimi kullandıkça sizi ve burada beraber geçirdiğimiz güzel vakitleri hatırlayacağım sara ve carla, teşekkür ederim. En son hediyem de –artık böyle söyleyeceğim kimse yanlış anlamasın- hayat arkadaşım fulya’dan, hep almayı düşündüğüm fakat ertelediğim, ama kesin olarak benim olmasını istediğim iki şeyi almış, bir de not yazmış bana “içime sinmedi” diye. Benim içime daha fazla sinemezdi, yeni evimizde yeni yemek tariflerimizi yazarız beraber tarif defterime ve küçük prens i okudukça –anlayabilirsem İtalyancasını- italyayı ve beraber yaptığımız binlerce geziden en çok da La Feltrinelli gezilerimizi hatırlarım. Teşekkür ederim sana da fuglia.
Beni yeterince tanıyanlar bilir, pek çaktırmasam da sulugöz bir insanım, ve bu mesajı da yazarken ağlıyorum. Belki alkollü olduğumdandır ama sanırım gözlerimin dolmasının bu sefer gerçekten bir anlamı var. Hayatıma girmiş olan, hala orada duran, gitmiş olan, gitmek zorunda kalan, ya da benim gönderdiğim herkese, beni şu an olduğum insan yapan her şeye, her arkadaşıma, her düşmanıma, her sevgiliye, her acıya, her mutluluğa, her nefrete, her sevgiye, her yıla, her yaşa, her güne, her ana, her kalp atışı ve her nefese sonsuz teşekkürler. İyi ki vardınız, iyi ki varsınız ve iyi ki olacaksınız.
not: hazır yazıyı aynen kopyala yapıştır yaptığımdan gün ve tarih açısından şaşırmaca olabilir. doğum günüm 21 haziran, hatırlana...
Doğum günümdü bugün. Ve şimdiye kadar yaşadığım en anlamlı doğum günüydü. Uzakta yakında, bin çeşit milletten, bir sürü insan tebrik etti. Onun da dışında gerçekten benim için çok fazla anlam taşıyan hediyeler verdi bana insanlar. Hediye derken, yanlış anlaşılmasın, maddi şeyler değil gerçekten manevi değeri çok yüksek hediyeler aldım. İlk hediyem ailemden geldi, benim için en anlamlı hediye, 20. Doğum günümü burada, İtalya’da, çok sevdiğim ve ömrüm boyunca gülümseyerek hatırlayacağıma emin olduğum Perugia’da geçirdim, bundan daha güzel bir hediye olamazdı, teşekkür ederim annecim ve babacım. Uzaklardan Türkiye’den bir hediye geldi ikinci olarak. Hiç beklemediğim bir anda bir kutudan çıktı İrlandalı küçük bir kuzu, teşekkür ederim Berk. En yaratıcı hediyem de bübümden geldi, elleriyle kek yapmış bana, her aşamanın fotoğrafını çekmiş idylle albüm yapmış, bir de güzel mektup yazmış=) yeni yaşımın ilk saatlerinde kocaman gülümsememe sebep oldun bübü, teşekkür ederim. Bir başka güzel hediye de, 4yıl öncesinden geldi, güzel bir şiir, anlamlı bir yazı, küçük bir mesaj ile. Hatırlandığımı ve birileri için önemli olduğum hissettim bir kez daha, çok teşekkür ederim koala. Küçücük ama anlamlı bir başka hediye de buradaki Katalan arkadaşlarımdan geldi, onlar bu yazıyı okuyamasalar da, teşekkürü borç bilirim, küpelerimi kullandıkça sizi ve burada beraber geçirdiğimiz güzel vakitleri hatırlayacağım sara ve carla, teşekkür ederim. En son hediyem de –artık böyle söyleyeceğim kimse yanlış anlamasın- hayat arkadaşım fulya’dan, hep almayı düşündüğüm fakat ertelediğim, ama kesin olarak benim olmasını istediğim iki şeyi almış, bir de not yazmış bana “içime sinmedi” diye. Benim içime daha fazla sinemezdi, yeni evimizde yeni yemek tariflerimizi yazarız beraber tarif defterime ve küçük prens i okudukça –anlayabilirsem İtalyancasını- italyayı ve beraber yaptığımız binlerce geziden en çok da La Feltrinelli gezilerimizi hatırlarım. Teşekkür ederim sana da fuglia.
Beni yeterince tanıyanlar bilir, pek çaktırmasam da sulugöz bir insanım, ve bu mesajı da yazarken ağlıyorum. Belki alkollü olduğumdandır ama sanırım gözlerimin dolmasının bu sefer gerçekten bir anlamı var. Hayatıma girmiş olan, hala orada duran, gitmiş olan, gitmek zorunda kalan, ya da benim gönderdiğim herkese, beni şu an olduğum insan yapan her şeye, her arkadaşıma, her düşmanıma, her sevgiliye, her acıya, her mutluluğa, her nefrete, her sevgiye, her yıla, her yaşa, her güne, her ana, her kalp atışı ve her nefese sonsuz teşekkürler. İyi ki vardınız, iyi ki varsınız ve iyi ki olacaksınız.
not: hazır yazıyı aynen kopyala yapıştır yaptığımdan gün ve tarih açısından şaşırmaca olabilir. doğum günüm 21 haziran, hatırlana...
23 Haziran 2010 Çarşamba
sevmiyorum bavulları
bir önceki, hatta az önce yazdığım yazıda da belirtmiştim artık bir evimiz daha doğrusu bir odamız olduğunu. biraz daha detaylı anlatmak istiyorum. odamız gerçekten kocaman. üstelik bir duvarı da sadece cam ve balkon kapısında oluştuğu için hayli aydınlık ve ferah. yerdeki fayanslar(evet fayans) çok enteresan bir desene sahip ve simli ve parlak olmaları sebebiyle yerler sürekli ıslakmış gibi görünüyor. mobilyalar açık renk ve kocaman, çok fazla boşluk var raflarda ve orada burada bu sebeple de her yer temiz, ferah ve KOCAMAN görünüyor. yeni yerleştiğimiz için her şey çok ama çok düzenli. o kadar sevdim ki odayı, evi ve içindekileri, hep (ama hep) burada kalabilirim, Türkiye'ye dönmeden, Perugia'da, evimde, odamda... her ne kadar yatakların altına saklamayı başarabildiysek de çoğunu, o sığdıramadığımız ve dolapların tepesinden bize bakan iki bavul bize inatla geri döneceğimizi hatırlatıyor... sevmiyorum onları...
moving out day can be a very dangerous day
taşındık! artık bir evimiz var. kocaman bir odamız, güzel bir balkonumuz, mutfağımız, çayımızı alıp oturup sohbet edebileceğimiz bir mutfak masamız, 3 tane italyan ev arkadaşımız ve küçücük minicik bir kedimiz var. ayrıca bunların yanı sıra biraz enteresan da bir hikayemiz var... her şey çok hızlı gelişti. son bir iki haftadır "ya son ayımızda da ev tutsak şöyle bir 200 euroya kadar kirası olsa" şeklinde kendi çapımızda hayal kuruyorduk fulya ile. bundan 4 gün önce sürekli gittiğimiz, yaşlı teyzeler tarafından işletilen, güzel kafemize kahvaltı etmeye gitmiştik. oradan çıkıp yurda doğru yürürken bir yandan da alakasız yerlere yapıştırılmış kiralık ev/oda ilanlarına bakıyorduk ki gözümüze 156 euro yazısı çarptı. gözlerimiz kocaman olmuş vaziyette ilanı okuduk ve altındaki numarayı aramaya karar verdik. aradık ve karşımızdaki kızın "hadi gelin hemen odayı görün" demesi ve adres tarifi üzerine "Binbi" kafeyi aramaya başladık. az gittik uz gittik dere tepe aşmadık ama biraz dolandık, daha sonra fark ettik ki aslında bizim sürekli gittiğimiz ve adı B&B olan kafeden bahsediyormuş. kafenin önüne gittik ve kızı çaldırdık, bizi gelip alacağını söylemişti. kızı beklerken yukardan "ciaoooo" diye bi ses duyduk ve kafamızı kaldırdık, meğer ev bizim pastanenin üst katındaymış. yukarı çıktık, kızlarla tanıştık odayı ve evi gezdik, kedi sevdik... o sırada bir aylık kalmak istediğimizi öğrenince kızlar ev sahibine sormak gerektiğini çünkü ev sahibinin iki aylık kiralamak istediğini ama sorar sormaz bizi arayacaklarını söylediler. "noooooluuur olsuuuun" diye dualar ederek oradan ayrıldık. ertesi gün saat 12de çalan telefon üzerine odayı tutabileceğimizi öğrendik ve sevindirik olduk. hafta içi istediğimiz bir gün taşınabileceğimizi söylediler ama pazartesi günü doğum günüm olduğundan biz salı taşınmaya karar verdik. dün bin çeşit zorluk ile toplandık fakat toplanmış halimiz bile dağınık sayılırdı, çünkü fulyanın iki büyük bir küçük bavul, 5 tane kutu ve 2 tane sırt çantası vardı, benim de bir büyük bir küçük bavul 3 tane poşet bir çekçek, iki spor ve bir sırt çantam vardı. baya almancı gibiydik. iki sefer taksi kullanmak suretiyle eşyalarımızı taşıdık ve belimiz kopana kadar yerleştirdik... sonuç olarak kocaamaaan ve toplu mükemmel bir odamız var. bir de minik pisicik...
not: asla geri dönemeyeceğiz...
not2: iki güne annemler geliyor
not: asla geri dönemeyeceğiz...
not2: iki güne annemler geliyor
19 Haziran 2010 Cumartesi
zihni sinir*
bir süredir düşünmekteydim, bugün yazmaya karar verdim. insan denen varlık çok değişik bir şey. çok enteresan bir zihni var. sanmıyorum ki insandan başka, kendi söylediği şeylere herkesten çok inanıp, tek olasılık buymuş gibi kabul edebilecek herhangi bir varlık olsun. aklı başında sayılabilecek yaşa geldikten sonra hep böyle düşündüm; insan isterse her şeyi yapabilir, sadece düşünmek ile bir çok şeyi başarabilir, hala da buna inanıyorum, üstelik gün geçtikçe yaşayarak da kanıtlıyorum.
çevremdeki insanlardan da kendimden de çok iyi bildiğim bir konu, aşk. özellikle dişi cinsiyetteki insan mahlukatları 3 dakikadan, 3güne kadar, yani 3 vakte kadar bir insana aşık olma kapasitesine şiddetle sahipler, üstelik sadece düşünerek ve başkalarına anlatarak. minicik bir olay mı oldu, hoşuna gittiyse hatun kişi anlatır da anlatır, sonra bir de bakmış ki farkına bile varmadan, anlatmaktan sarhoş olmuş, saçma bir olayı 3 kere baştan yaşamaktan dolayı da aşık olmuştur. bu koşuldaki hatun kişi salaktır, bunu yaşamayan herhangi bir hatun kişi de şiddet ile tebrik edilir.
elimdeki en taze örnek şu an bu olduğu için sadece bunu yazıp bırakıyorum, ama hayatta bu konu ile ilgili bir çok örnek olduğunu düşünüyor, sizleri kırmıyor ve en azından başlıklarını yazıyorum:
(bkz. "bugün sarhoş olasım var" diyip bir bira ile sarhoş olmak)
(bkz. "bugün çok güzelim" diyip herkesi kendine baktırmak)
(bkz. "allahım asla yapamayacağım" diyip sınavda batırmak)
... to be continued ...
* zihni sinir, burada "zihin" ve "sinir etmek" kavramlarını çağrıştırması amacı ile kullanılmıştır, lütfen zihninize başka şeyleri çağrıştırtmayınız.
çevremdeki insanlardan da kendimden de çok iyi bildiğim bir konu, aşk. özellikle dişi cinsiyetteki insan mahlukatları 3 dakikadan, 3güne kadar, yani 3 vakte kadar bir insana aşık olma kapasitesine şiddetle sahipler, üstelik sadece düşünerek ve başkalarına anlatarak. minicik bir olay mı oldu, hoşuna gittiyse hatun kişi anlatır da anlatır, sonra bir de bakmış ki farkına bile varmadan, anlatmaktan sarhoş olmuş, saçma bir olayı 3 kere baştan yaşamaktan dolayı da aşık olmuştur. bu koşuldaki hatun kişi salaktır, bunu yaşamayan herhangi bir hatun kişi de şiddet ile tebrik edilir.
elimdeki en taze örnek şu an bu olduğu için sadece bunu yazıp bırakıyorum, ama hayatta bu konu ile ilgili bir çok örnek olduğunu düşünüyor, sizleri kırmıyor ve en azından başlıklarını yazıyorum:
(bkz. "bugün sarhoş olasım var" diyip bir bira ile sarhoş olmak)
(bkz. "bugün çok güzelim" diyip herkesi kendine baktırmak)
(bkz. "allahım asla yapamayacağım" diyip sınavda batırmak)
... to be continued ...
* zihni sinir, burada "zihin" ve "sinir etmek" kavramlarını çağrıştırması amacı ile kullanılmıştır, lütfen zihninize başka şeyleri çağrıştırtmayınız.
13 Haziran 2010 Pazar
yeni güne merhaba
saat olmuş yine sabahın körü ve benim uykum gelmemek konusunda hayli inatçı. saate bakıyorum, altıya yirmi var, uyumak lazım, uyku yok. yatsam diyorum ama bu saatte yatınca kim bilir kaçta kalkacağım. uyumasam, o da anlamsız, yapacak işim yok uykusuz kalmanın ne manası var. zaten üç gündür, sabahları ötmeye başlayan yeni arkadaşlarımla azıcık sohbet etmeden uyumuyordum, başladılar yine cik cik cik... bu böyle olmayacak ben uyumaya gidiyorum, gitmeden bir merhaba diyeyim dedim. herkese günaydın.
11 Haziran 2010 Cuma
=(
mutsuz hissediyorum. ne nedenini yazmak, anlatmak istiyorum ne de bu durumu düzeltmek. sadece duyurmak istiyorum herkese, şu an mutsuzum ve ağlıyorum. yarın uyandığımda geçecek belki ama burada gecenin bir yarısı odamda yapayalnız otururken birileri ne hissettiğimi bilsin istiyorum; mutsuzum şu an.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)