3 Mayıs 2010 Pazartesi

kalmak


her şeyin bir sonunun olması ne kadar kötü. bazı şeyler hiç bitmese mesela, hep aynı tadı verse; sıkmasa, baymasa, ama bitmese. bir yere gidince dönmek zorunda kalmasak, tam da alışmışken.

bazen, işim gücüm olmadığında -ki sık sık bu durumdayım-, insanların profillerine ve fotoğraflarına bakıyorum facebooktan. aşağı yukarı yarım saatlik bir "sanal sapık" seansından sonra, kendime, insanlara ve yaşam düzenlerine sinir oluyorum ve bir kez daha fark ediyorum, dönmek istemiyorum ben.

keşke diyorum, birinci dönemden gelip bir yıl kalsaymışım burada. şu an beni üzen bir çok şey yaşanmamış olurdu o zaman. eylül başında gelirdim, hem böylece nefretle hatırladığım bazı insanlar hayatımın çoook uzak köşelerinde olurdu hem de bu kadar uzaktan bir ilişki yaşamaya çalışan, ve bir şekilde üzülen iki insan olmazdı. belki daha sonra karşılaşır, sakin, mutlu ve uzuuuuun bir ilişkimiz olurdu. sonra böyle düşündüğüm için kendimle tartışmaya başlıyorum, "şimdi olduğum yerden ve yaşadığım ilişkiden mutsuz ya da pişman mıyım?" diye soruyorum kendime, ama cevabını daha soruyu sorarken biliyorum, "hayır", kesinlikle pişman ya da mutsuz değilim, biliyorum ki yine olsa yine aynı şeyleri yaparım.

ama yine de dönmek istemiyorum ben. geleli sadece iki buçuk ay oldu ama sanki çok daha uzun zamandır buradaymışım gibi hissediyorum. dönmeme üç ay daha var ama ben paniğe kapılıyorum bitiyor diye. bitmesin, ankara'ya ve okul hayatıma geri dönmeyeyim... her şeyi gözden kaçırıp sadece koştur koştur bir şeyler yetiştirmek ya da bir yere yetişmek zorunda olduğumuz stresli hayatı istemiyorum, ama kaçarım yok onu da biliyorum...

başıma gelen en güzel şey erasmus... sanırım desteği için anneme sonsuz teşekkürler borçluyum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder