23 Mayıs 2010 Pazar

beni bırakın bu caddelerde

bugün sabah daha şehir uyurken ben sokaklarda yürüdüm. benden ve kuşlardan başka kimse yoktu sokaklarda. insanın iliklerini ısıtan parlak güneş sırtıma vururken yürüdüm, her gün geçtiğim sokaklardan, caddelerden geçtim ve bir kez daha bu şehri sevdim.

kalıcı olsun istiyorum, yaşadığım her şey değil ama bu şehir, sokakları, eski yapıları, hatta yokuşları ve küçük küçük merdivenleriyle bile kalıcı olsun içimde, hayatımın bir yerlerinde. biliyorum dönmem gerek, ama buraya tekrar gelmek istiyorum, tekrar yaşamak istiyorum burada...

güneşin ısıttığı taşlardan birinin üstüne yatıp orada kalmak istiyorum, kimse ellemesin, kimse rahatsız etmesin, bıraksınlar beni bu caddelerde...

http://fizy.com/#s/1ajfx0

4 Mayıs 2010 Salı

mi manca

gecenin bir yarısı, odamda bilgisayar başındayım. yapayalnızım, herkes uyumuş, kimse yok konuşabileceğim. başım dönüyor, midem bulanıyor hafiften. damarlarımdaki alkolü hissediyorum, yavaş yavaş uyuşuyor parmaklarım, eğer yazmak istiyorsam hızlı olmalıyım bu yüzden. gevşek, sakin ve mutluyum. bir yandan da heyecanlıyım anlamsızca, ve tedirgin. geride bıraktıklarımı düşünüyorum, insanları. ve önümdeki yaşamı düşünüyorum, en çok da insanları. acaba anlayabilecek miyim kimler gerçekten dostumken, kimler yabancı bana, ya da kimler özledi benimle geçen vakitleri benim onlarla geçenleri özlediğim kadar?

sabaha kadar oturmak istiyorum, yorgunum. uyumak istiyorum ama uyumak için çok aydınlık her yer. yanlış anlamayın saat daha sabahın 4 ü, her yer yeterince karanlık ama zihnimi karartamadım bir türlü; aklımda düşünceler, fikirler, anılar, kişiler ve endişeler var. uyuyamam ama uyanık da kalamam. derin nefesler almak istiyorum ama uyuyanları uyandırmaktan korkuyorum, hem içimdekileri hem çevremdekileri.

eğer siz de benim gibi doğdunuz şehirden, hep bildiğiniz insanlardan uzaklaşmadıysanız size bir uyarı: zormuş uzak kalmak, ama özlemek yüzünden değil, alışılmadık olduğundan.

---

özlem nedir? özlemek nasıl bir histir? tanımı herkese göre değişir mi? ya da hissettirdikleri? italyanca da "özlemek" diye bir kelime yok, eş anlamlı sayılabilecek bir kelime grubu, bir deyiş var. "seni özledim" demek istediğinde, "mi manchi" diyorsun, yani "bana eksiksin". sanırım çok daha açık ve hissedilenlere çok daha uygun bir deyiş. hatta buna göre, hiç sahip olmadığın şeyi bile özleyebilir insan... tartışmaya açık gerçi, ama ben hissediyorum. ben bir şeyleri ya da birilerini özlemedim, bir şeyler ve birileri bana eksik...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

kalmak


her şeyin bir sonunun olması ne kadar kötü. bazı şeyler hiç bitmese mesela, hep aynı tadı verse; sıkmasa, baymasa, ama bitmese. bir yere gidince dönmek zorunda kalmasak, tam da alışmışken.

bazen, işim gücüm olmadığında -ki sık sık bu durumdayım-, insanların profillerine ve fotoğraflarına bakıyorum facebooktan. aşağı yukarı yarım saatlik bir "sanal sapık" seansından sonra, kendime, insanlara ve yaşam düzenlerine sinir oluyorum ve bir kez daha fark ediyorum, dönmek istemiyorum ben.

keşke diyorum, birinci dönemden gelip bir yıl kalsaymışım burada. şu an beni üzen bir çok şey yaşanmamış olurdu o zaman. eylül başında gelirdim, hem böylece nefretle hatırladığım bazı insanlar hayatımın çoook uzak köşelerinde olurdu hem de bu kadar uzaktan bir ilişki yaşamaya çalışan, ve bir şekilde üzülen iki insan olmazdı. belki daha sonra karşılaşır, sakin, mutlu ve uzuuuuun bir ilişkimiz olurdu. sonra böyle düşündüğüm için kendimle tartışmaya başlıyorum, "şimdi olduğum yerden ve yaşadığım ilişkiden mutsuz ya da pişman mıyım?" diye soruyorum kendime, ama cevabını daha soruyu sorarken biliyorum, "hayır", kesinlikle pişman ya da mutsuz değilim, biliyorum ki yine olsa yine aynı şeyleri yaparım.

ama yine de dönmek istemiyorum ben. geleli sadece iki buçuk ay oldu ama sanki çok daha uzun zamandır buradaymışım gibi hissediyorum. dönmeme üç ay daha var ama ben paniğe kapılıyorum bitiyor diye. bitmesin, ankara'ya ve okul hayatıma geri dönmeyeyim... her şeyi gözden kaçırıp sadece koştur koştur bir şeyler yetiştirmek ya da bir yere yetişmek zorunda olduğumuz stresli hayatı istemiyorum, ama kaçarım yok onu da biliyorum...

başıma gelen en güzel şey erasmus... sanırım desteği için anneme sonsuz teşekkürler borçluyum.