25 Kasım 2010 Perşembe

my shiny rainbow

sonunda sinir krizlerim ve stresli günlerim bitti. biliyorum sadece kısa bir süre daha rahat olacağım ama olsun. geçtiğimiz günlerin fiziksel ve ruhsal yorgunluğunu atmak üzere bugün kendime tatil verdim. sabah geç kalktım, bir de üstüne yatakta miskinlik yaptım, sonra uzun uzun sıcak duşun altında rahatladım, sakin sakin hazırlanıp canımın istediği saatte okula gittim ve dün akşam sınavına girdiğim dersime girmeyip arkadaşlarımla rahat rahat sohbet ettim, çay-kahve içtim, güldüm eğlendim. her ne kadar saçma sapan şekillerde ve zamanlarda deli gibi yağmur yağsa da bugün çok güzel bir gündü. gök kuşağı bile vardı!

~~

hayatıma çok güzel ve eğlenceli yeni müzikler giriyor http://8tracks.com sayesinde. üstelik inanılmaz güzel bulunmuş başlıklar altında. herkes kendine ve mood'una göre bir playlist bulabilir. şiddetle tavsiye edilen listeler:

Songs that should be played on repeat
Songs to lie on your bed and stare at the ceiling to
Songs that make you feel better
French Sunday Morning

21 Kasım 2010 Pazar

dikkat! iç karartır!

baştan uyarımı yaptım, günah benden gitti...

dönem ortasındaki uzun tatilleri sevmediğime karar verdim. bir sürü vaktim var diye bir sürü plan yaparsın; bütün arkadaşlarla görüşülecektir, aileye ve kendine vakit ayrılacaktır, ders çalışılacaktır, vb. ve bu hedeflerin hiç biri tam anlamıyla yerine getirilemez. hele bu tatiller bayram tatiliyse ve aile fertleri başka bir şehre ya da en azından şehrin başka bir köşesine gitmemişlerse, o tatil tam anlamıyla bir "overdose" kabusu olur çıkar. birbirini o kadar sık görmeye alışık olmayan çekirdek aile bireyleri birbirlerinden sıkılır, birbirlerini bunaltır ve kavga gırla gider. geniş aileye yapılan ziyaretler alışılagelenin dışında sıklaştığı için, karşılıklı laf sokuşmalar, hayata müdahaleler artar. yani küçüklüğümüzden beri bize aşılanan "bayramlar bütün ailenin bir araya geldiği mutlu günlerdir" olayının tam tersi çıkar. işin ders kısmına gelecek olursak, "ohooo, daha önümde kaç gün var, yarın başlarım çalışmaya" mantığı yüzünden çalışılması gereken o dersler hep son güne kalır. hele bir de sevgili Bilkent Üniversitesi öğrencisiyseniz kesin olarak tatil dönüşü bir sınavınız, quiziniz, projeniz ya da en azından bir ödeviniz vardır. hatta bazen her birinden en az birer tane vardır (şekil 1-a). hatta ve hatta o son gün keşfettiğiniz aslında çalışma planınıza katmayı unuttuğunuz başka bir okul ıvır zıvırı daha çıkar. buluşalım görüşelim dediğiniz arkadaşlarınızla yalnızca bir gün - o da şanslıysanız- dışarı çıkabilirsiniz ve hiç bir zaman da bir başka arkadaş grubuna ayıracak vaktiniz kalmaz. dikkat! tekrar uyarıyorum! 9 günlük tatilin son gün bunalımını yaşıyorum, içinizi karartırım!

~~

zaten yeterince içim sıkılmamış gibi bir de facebook karıştırdım, neyime lazımsa... çok eskiden tanıdığım, artık pek konuşmadığım fakat bir şekilde hayatımda yeri olan arkadaşlarımın profillerine ve fotoğraflarına baktım. gerçekten hayatımda olsun istediğim 3-4 tane şeye sahip olduklarını, benim gerçekleştirmek isteyip, hırslanıp yapamadıklarımı hepsinin bir şekilde yaptığını görünce önce onlar için sevinip gülümsedim, sonra kıskandım, sonra üzüldüm. bir yerde bir yanlışım var ama nerede olduğunu bulamadım. huzursuz ve mutsuzum şu an. izninizle yatağıma yatıp yorganı kafamın üstüne çekip manasızca yatacağım...

16 Kasım 2010 Salı

üç nokta

şu yazıyı sinir olduğum bilimum şeye adamak istiyorum.

1. bir insan bir şeyle ilgili bir sorumluluk alıyorsa ve bu sorumluluğun başarıyla yerine getirilmesi başka insanları da etkileyecekse adam gibi ilgilenilecek o işle. sorumluluk sahibi olan insan birine "istediğin zaman soru sorabilirsin" cümlesiyle beraber cep telefonunu veriyorsa o cep telefonuna atılan ve konu ile ilgili olan mesaja da cevap vermelidir. sırf o mesaja cevap verilmediği için insanlar mağdur durumda kalmamalıdır.

2. anneler sadece anne oldukları için her hangi bir konuda fikir belirtirken en doğru fikrin onlarınki olduğunda bu kadar ısrarcı olmamalıdır. örnek: istediği ceketi çarşıda bulamayan, bulduğunda da pahalı olduğuna inanan çocuk(!) annesinin "e ben sana dikerim" başlığı altındaki teklifine heyecanla yaklaşıp istediği modeli anlattığında "yok o senin yaşına uymaz sen onu istiyorsun ama ben beğenmedim dikmem" dememeli.

3. her türlü iletişimin bir adabı olduğu gibi teknoloji ile beraber hayatımıza giren chat ve mesajlaşma olaylarının da bir adabı olduğuna inanıyorum. bu adap ve incelik kuralları çerçevesinde bir insan bir insanla mesajlaşıyorsa ve bir konu üstünde konuşuluyorsa, konuşma bitiminde konunun kapandığı açıkça belirtilmeden cevap atmamazlık edilmemelidir.

bunlar benim görüşlerim, karşı çıkan varsa buyursun.

12 Kasım 2010 Cuma

the wind in my heart

hani böyle zaman zaman saçmalar insan ama bilinçsizce değildir, saçmaladığını bilir ve saçmalamak istediği için saçmalamaya devam eder. heyecanlanır, eli ayağı birbirine karışır, dünyanın en sakar en şapşal insanı oluverir bir anda. alakasız her şey anlamsız gelirken alakalı her şeye de kocaman bir gülümsemeyle karşılık verilir. durup dururken eğlenilir ve durup dururken üzülünür. daha bilmeden, tanımadan aşıktır. o kadar bilinmez o kadar yabancıdır ki platonik midir o bile bilinemez. ama aşıktır. ve sırf bu yüzden her zaman olduğundan daha güzel, her zaman olduğundan daha mutlu, her zaman olduğundan daha enerjik ama aslında her zaman olduğundan daha sakindir. sakindir çünkü o yokken her şey durağandır, normaldir, huzurludur. o zaman sorarım işte, aşık olunan kişi midir, fikir mi? ihtiyaç duyulan sevgili midir, sevgi mi?

4 Kasım 2010 Perşembe

therapeutic chain of events

Hani şaka olsun diye arada diyorum ya, "benim kafam iki şeye basmıyo bi econ bi de kağıt oyunları" diye, çok haklıyım! Bütün günümü kütüphane köşelerinde Engineering Econ isimli illetin yarınki sınavına çalışarak geçirdim. meyvesini toplayabilecek miyim, yarın göreceğiz ama bu sefer biraz daha umutluyum.

~~

bu haftayı dengesizlikler haftası olarak ilan ettim çünkü çevremdeki herkes dengesiz. bütün günü somurtarak ve "höm höm" diyerek geçiren insanlar günün sonuna doğru bir anda enerji patlaması yaşadılar bu haftanın günleri boyunca. zaman zaman tersi de oldu evet. sebebini bilemedim ama ben dahil herkes böyle.

~~

bugünkü başlığımın yazıyla uzaktan yakından alakası yok, tamamen bugün yaşadığım olaylar ve olayları yaşadığım sırada dinlediğim müziklerden kaynaklanıyor. (olayları anlatmayacağım) karar verdim bugün yazımda daldan dala atlayacağım.

~~

bu tilda dedikleri işaret bilkent endüstri mühendisliği hoca ve derslere ait internet sayfaları sayesinde hayatıma girdi (bkz. sevgili econ : www.ie.bilkent.edu.tr/~ie342) ama sevdim keratayı böyle dalga dalga...

~~

dün ispanyolca hocam başka bir hocayla yanımdan geçerken "bu da en iyi öğrencim dilhan" dedi, mutlu oldum.

~~

benim bi arkadaşım var cici, fark ettim ki o kadar seviyorum ki onu hayatımın her köşesine sokuşturuyorum, italya da yaptığım her etkinlikle alakalı sevdiğim fotoğrafları derleyip odama astım, baktım onların arasında bile var... iyi ki de var. arada kızsak da birbirimize iyi ki varsın bübü <3

(onun da blogu var onu da okuyun : www.postcardsfromreddanceshoesplanet.com)

~~

neden bütün blog isimleri uzun ve zor olur ki?

~~

ben bu blog'un ilk entry'sini salonda, kucağımda laptop criminal minds izlerken yapmıştım. o gün çılgın halüsinasyonlar gördüğümden, criminal minds izlediğimden ve salondaki kanepeye uzanmış olduğumdan ötürü blog'un adı "delusional minds lying on the couch"

~~

bu bilgisayar ve internet dilinde ne kadar çok yabancı kelime var. türk dil kurumu neden zamanında yeni karşılıklar bulup bu kavramları dilimize uygun sözcüklerle sokmamış ki hayatımıza? mesela bilgisayar çok güzel bir örnek, hepimiz kullanıyoruz, kaç kişi günlük konuşmasında computer diyor ki? demiyorsunuz değil mi hakikaten?

~~

ve bir entry'nin daha sonuna geldik. bilinç akışlarıyla ve sağlıcakla kalın.