28 Ocak 2011 Cuma

¿?

bazen insanları karşıma alıp bir sürü soru sormak istiyorum. neyi neden yaptıklarını, neden söylediklerini; her şeyi sebepleriyle anlatsınlar ki kafamdaki sesler sussun istiyorum. kendi içimde bir karara varıyorum, ve biliyorum ki sorduğum sorular ve alacağım cevaplar bu kararı değiştirmeyecek. ama merak ediyorum. her şeyin sebebini merak ediyorum. ve insanlar da merak etsin istiyorum. onlar da bana sorsunlar neyi neden yaptığımı. küçükken de böyleymişim; bir şey istediğimde annem "hayır" dediyse, bana sebebini ve o sebebe neden olan şeylerin hepsini açıklayana kadar "neden?" diye sorarmışım. ve insanlar "neden?" sorusunu sormadan bir şeyi kabullendiklerinde şaşırırmışım. ama bazen korkuyorum insanlara soru sormaya çünkü onlar bana soru sormadıklarında, bir şeylerin nedenini merak etmediklerinde şaşırıyorum ve kırılıyorum. bazen sırf bu yüzden sessiz kalıyorum ve kafamdaki seslerle konuşuyorum, cevap arıyorum, bulamıyorum...

24 Ocak 2011 Pazartesi

kaçan kovalanır

tamam, ulaşılamayan şey daha çok istenir, iyi, güzel hoş da... işsizlikten, boşluktan, egosal şişinme ihtiyacından taktık önümüze bir havuç güya peşinde gidiyoruz, hiç bir tatmin yaşamadan. ne anladım ben bu işten. kaçan kovalanırmış, yenilen pehlivan güreşe doymazmış falan filan; ben artık kovalamıyorum. işim gücüm yok kendimi eğleyeyim bari diye girdim bir muhabbete, eğlenmedim de boşuna zaman kaybettim. neymiş efendim, kızımız uslanmış. artık böyle. işinize gelirse.

23 Ocak 2011 Pazar

i don't think i can be anything other than me

bazen düşünüyorum da tahmin ettiğimden çok daha farklı bir insan olabilirim. hatta beni tanıyan bir sürü insanın tahmin ettiği insan değilim. iki yüzlü müyüm; aslında hayır ama bazen durumlar genelde olduğumdan başka bir insan olmamı gerektiriyor... ve bunun için bazı ufak tefek şeylerin tetiklenmesi gerekiyor. bir çok insan gibi benim de ego-based sıkıntılarım var o sebeple egomu zedelemeye yönelik bir şey yapıldığında bambaşka bir yaratığa dönüşebiliyorum (özellikle alkolün verdiği cesaret de varsa); saldırgan değil belki ama girişken. self-examination yaptım şu an ve doğru tespitlerde bulunduğuma inanıyorum, bugün beni bu tarz bir durumda gözlemleme şansına erişmiş bazı insanlar da hak verecektir bana diye düşünüyorum.

işte öyle...

2 Ocak 2011 Pazar

yine yeni bi yıl

her sene olduğu gibi bu sene de iki muhteşem zaman diliminin kesişmesini kutladık hep beraber; yılbaşı ve finaller. bu muhteşem birleşme hakkında yazmam gerektiğini hissediyordum içimde ama bir türlü oturup da yazamamıştım, baktım ders çalışmıyorum kendime sordum, "final dönemi ders çalışmayan dilhan n'apar?". blog yazar. hazır olun, başlıyorum.

öncelikle belirtmeliyim ki yazmaya başlamadan önce geçen sene yazdığım yeni yıl yazısına baktım, acaba neler yazmışım, beklentilerim gerçekleşmiş mi yoksa hayal kırıklığına mı uğramışım diye. insanın bunları hatırlamaması, beklentilerinden geçmiş zamanın rivayeti (miş'li geçmiş zaman işte...) kullanarak bahsetmesi ve hatırlamak için eski yazılarını tekrar okuması normal bir şey mi yoksa ben yine kendi iç dünyamda kayıp mı oldum bilemiyorum, ama okuyunca gördüm ki çok da fazla bir şeyden bahsetmemişim. bu sebeple de aklımda kalanlarla genel bir 2010 değerlendirmesi yapıyorum. 2010 yılı benim için koskocaman bir TATİL olarak başladı. Ocağın ilk haftası finallerimin bitmesinin ardından partiler, yolculuklar ve en önemlisi Erasmus hayatı başladı benim için. evet arada derdim tasam oldu inkar etmiyorum ama Ocak-Ağustos arası iddia ediyorum hayat herkesten çok bana güzeldi. temmuz ayı sonunda yurda kesin dönüş yaptım ve sağlık problemleriyle beraber tatsız günler başladı... neyse bunları çok hatırlamak istemediğim için detaylandırmayacağım ama 2010 yılının finali de pek muhteşem oldu denemez. sonuç olarak iki uçta bir yıl yaşadım, o yüzden yine 2010 yılı için atsan atılmaz satsan satılmaz diyorum ve 2011 den beklediklerime geçiyorum... ya da... hımmm... hem okuyanlara kıyamadığım hem de kendim yazmaya üşendiğim için beklentilerimi yazmaktan vazgeçtim. hem böylece belki 2012 ye giriş yazımda geri dönüp okuduğumda bu beklentileri bulamayacağımdan ve haliyle hatılayamayacağımdan 2011 yılı hayal kırıklığı olmuşsa bile bunu bilmemiş olurum. (karışık bir cümle oldu biliyorum, anlama sıkıntısı çektiyseniz, buyrun, başa dönün bir daha okuyun, benim için hiç bir sıkıntı yok) sonuç olarak çok güzel bir 31 Aralık gecesi geçirdim ve ardından 2011 yılı tüm hızıyla başladı. baksanıza ikinci günü bile bitmek üzere...

geldik ikinci önemli konuya; finaller. bu sene yılbaşı-final çakışması benim çevremdeki insanları geçen senekilerden daha çok üzdü sanıyorum, zira ders çalışmak amacıyla dışarı çıkmayı reddedip kendini eve kapatan arkadaşlarım oldu. ben de başlarda stresliydim fakat girmem gereken ilk finalin dersinin önceki sınavlarından curve'e 20 taktığımı görünce (keh keh) stresi falan bir kenara atıp yılbaşı gecesi neşeme neşe kattım. önce anneannemin alkışları eşliğinde annem ve teyzemle karşılıklı göbek attım sonra dünya şekeri arkadaşlarımla mirkelam şarkıları eşliğinde yeni yıla girdim. sanırım bu zamana kadar geçirdiğim en eğlenceli, en güzel, en tatlı yılbaşıydı. sevdiğim insanlarla beraberdim, mutlu ve huzurlu dakikalar geçirdim. pek güzeldi pek! evet bunları yazarken de yaşarken yaptığım gibi asıl konudan, finallerden, uzaklaşmışım. öehm. iki gündür kendi çapımda güzel bir efor sarf ederek finallerime çalışmaya başladım. şimdilik sakinim evet ama günler geçtikçe stres dolu, hırçın bir yaratığa dönüşebilirim, aman diyim hazırlıklı olun.

şimdi, yarın sabah erken kalkıp dersime çalışmak üzere, erkenden yatağım ve yorganıma doğru gidiyorum. esen kalın.

dip not: HERKESE İYİ YILLAR! ve finallerinde başarılar (aynı coşkuyla söyleyemedim bir an...)